22 Temmuz 2009 Çarşamba

23 Nisan 2009 Perşembe

FC Barcelona 2008/09


Büyülemeye devam ediyorlar...
Real Madrid inatla takip ediyor ama yakalaması zor görünüyor. Robben, Raul, Ramos, Casillas, Higuain ve Gago'nun emeklerine saygı duymakla birlikte, olur da geçerlerse bu takıma çok yazık olur.
Ama yine de rüya takım diyemiyoruz. Bir kaleci, bir sol bek ister.

El Pipita

River Plate oyuncusuyken, iki yıl önce genç yetenek olarak 6,5 yıllık sözleşme imzaladığı Real Madrid'de yavaş yavaş da olsa gerçek bir yıldıza dönüşmeye başladı. Los Galacticos dönemi sonrası daha az yıldızlı bir kadroya sahip olan takımda, Van Nistelrooy ve Raul'un yedeği, bazen de sağ kanat oyuncusu olarak düşünülüyordu ama Van Nistelrooy'un sakatlığı sonrası sürekli oynamaya başladı ve gün geçtikçe performansını artırdı. Bu hafta içinde Getafe'ye attığı 2 gol de gösterdi ki Real'in Barcelona'nın peşini inatla bırakmamasında payı büyük.

Bu yıl şu ana dek La Liga'da oynadığı 28 maçta (26'sı ilk 11, 2'si sonradan oyuna girerek) 18 gol kaydetti.

Melektaşı olan babası Jorge "El Pipa" Higuain'in Brest için oynadığı dönemde 10 Aralık 1987'de Fransa'da doğan Gonzalo Gerardo Higuain hangi milli takımı seçeceğine uzun süre karar verememişti. Sonunda Arjantin milli takımı için oynamak istediğini açıklayınca, Fransa da babası Arjantinli olan David Trezeguet'nin yerini aynı orijinli bir oyuncuyla doldurma şansını kaçırdı. "Kaçırdı" dedik ama Maradona'nın onu henüz milli takıma çağırmamış olduğunu da belirtelim.

18 Nisan 2009 Cumartesi

The King is Back


Willie "The King" Solomon, normal sezonu NBA'de tamamladıktan sonra son iki sezon şampiyonluk yaşadığı Fenerbahçe'ye geri döndü.

FB, bu yıl TBL'de o gelene dek oynadığı maçlarda 18/26'lik bir galibiyet oranı yakalamıştı ki lider Efes Pilsen'in 24/26'lık oranının yanında çok zayıf oldukları aşikardı. (Neyse ki EP'nin yenilgilerinden biri FB'den). Solomon'un kişisel performansının yanısıra özellikle oyun kuruculuğuyla uzunların performansını artıracağı ve kritik dakikalarda sorumluluk alacağı da muhakkak.

Bu saatten sonra şampiyonluğa ortak olabilirler mi bilinmez ama Türk Telekom'un El Amin transferini de dikkate alırsak şampiyonluk mücadelesinin daha zevkli geçeceği kesin.

Slumdog Millionaire

Slumdog Millionaire, yılın 8 Oscar'lı filmi. Sinema şaheseri olmadığı muhakkak ama Bollywood'dan çıkmış olması da ilginç.

Ümit Özat da başrolde sırıtmadan oynarmış hani !!!

16 Nisan 2009 Perşembe

Centilmenlik mi? Takım Ruhu Eksikliği mi?

Yukarıdaki fotoğraf, o kadar büyük olayların yaşandığı bir anda çekilmiş olması nedeniyle çok ilgi çekti. Acaba Carlos ve Lincoln burada centilmenlik mi sergilediler, yoksa takımla bütünleşme konusunda eksiklikleri mi vardı?

Kati yorumum, takım ruhundaki eksikliktir. Bariz bir sokak kavgasının yaşandığı bir ortamda bu oyuncuların olayın olduğu bölgeye giderek, en azından Önder, M.Topal, Güiza, Yasin, Hakan Balta'nın yaptığı gibi kendi takım arkadaşlarını tutmaları gerekirdi. Umursamazlığından şikayetçi olduğumuz Colin Kazım bile fizik avantajı sayesinde kavganın büyümesini biraz sertçe ve arkadaşını koruyarak da olsa önlemeye çalışmıştır. Biraz sertçe dediğimiz tavrı da Arda ile Semih'in, belli ki biraz da yanlış anlamalarına bağlı olarak, kavgaya dahil olmalarına neden olmuştur.

Verilecek cezalara gelince; Arda, Emre Aşık, Lugano ve Semih'in ceza almaları kesindir. Sahanın kapatılması konusunda da, hormonlu Arda'nın sahaya girmesi sonrası, kimsenin itirazı olmayacaktır sanırım. (Bu arada Arda'nın kondisyonu konusundaki yoğun eleştirilerin üstüne hormonlu versiyonunun da orta sahaya kadar koşamadan dalağının şişmesi de komik bir rastlantı olmuştur). Ancak Volkan Demirel ve Sabri'nin ceza kuruluna sevkedilmeleri akıl alır gibi değil.

Sabri, sahada adaleti sağlayamayacak kadar korkak olan hakem Fırat Aydınus'la birlikte olayların baş sorumlusudur. 1.dakikadan itibaren tüm hakem kararlarına itiraz etmiş, hakem de bunu cezalandırmayarak diğer oyuncuların kendi adaletlerini aramasının yolunu açmıştır. Ama hakem tarafından cezalandırılmayan bu hareketleri, nasıl olur da Federasyon kurullarınca cezalandırılabilir? Evet Sabri tam da Fatih Terim'in istediği ve yetiştirdiği tarzda (karşılaştırınız daima milli Emre Belözoğlu, Emre Aşık, Ayhan Akman ile milli takımda pek istenmeyen Yıldıray Baştürk, Fatih Tekke, Ümit Özat) ligdeki en çirkef oyuncudur. TV'den seyredenlerin yakından gördüğü üzere vücudunda su yerine sümük bulunan bir oyuncudan da daha iyisini beklememek gerekir ama yine de gözden kaçmayacak şekilde yaptığı hareketler hakemce cezalandırılmadıkça Federasyonca da cezalandırılamaz. Ceza verilecek biri varsa, o da hakem Fırat Aydınus'tur.

Volkan konusundaki iddia da rakip takım taraftarlarını tahrik ettiği yönündedir. Kendisi de kasıklarımı Federasyonca da bilinen ağrılar nedeniyle kaşıdım şeklinde savunma yapmıştır. Aslında savunma yapmasına bile gerek yoktur. Çünkü direkt olarak yoruma bağlı bir cezalandırmaya gidilmeye çalışılmaktadır. Üstüne üstlük bahsedilen ağrılar konusunda bir rapor varsa söylenebilecek hiçbir şey yoktur.

Olaylara direkt karışmasına rağmen De Sanctis'in pas geçilmesi de ayrı bir tartışma konusudur.

15 Nisan 2009 Çarşamba

İlüzyon Bir Pozisyonla Futboldan Soğumak

Dün gece Şampiyonlar Ligi'ndeki Chelsea-Liverpool ve B.Münih-Barcelona maçları sanırım herkesi yine futbol keyfinin doruklarına çıkardı. Özellikle Stanford Bridge'deki karşılaşma yorum yapmayı gerektirmeyecek kadar güzeldi.

Ama yine de bu keyfe limon sıkmayı başaran biri vardı. Star spikeri Uğur Önver. Maçı heyecanlı anlatma derdiyle gereksiz haykırışlar, aut pozisyonunda "goool" diye bağırıp sonrasında da "İlüzyon bir posizyondu" diye garip özürvari yorumlar, maç 3-2 Chelsea lehine döndüğünde "Liverpool bitti" gibisinden yorumuna Liverpool arka arkaya 2 golle cevap verince ne yapacağını bilememeler...

Sadece o da değil. Özellikle Star Spor Servisi'nden yetişme Ertem Şener, Sabri Ugan, işin duayeni olduğunu sanan İlker Yasin, geçen yıl FB'nin Şampiyonlar Ligi maçındaki yorumlarıyla duayenlerin duayeni olduğunu ispatlayan (!) Halit Kıvanç, ve hatta Güntekin Onay ve Okay Karacan bile maç anlatımları ve yorumlarıyla kabak tadı vermeyi sürdürüyorlar. Geriye kala kala NTV'den Ercan Taner ile biraz da TRT'den Yalçın Küçük kalıyor.

Spikerlerin üzerine bir de hakemlerimizi ekleyince zaten temposuz, zevksiz olan Turkcell Süper Lig'den iyice soğuyorsunuz.