28 Aralık 2008 Pazar
Ermenilerden Özür Dilemek
Baskın Oran, Ahmet İnsel, Ali Bayramoğlu ve Cengiz Aktar’ın başını çektiği, öğretim üyeleri, gazeteciler, sanatçılardan oluşan bir grubun kaleme aldığı yukarıdaki metin doğal olarak toplumumuzda büyük tartışmalara yol açtı.
Hakkında yeteri kadar araştırma bile yapıl(a)mamış bir konu üzerine ahkâm kesmeyeceğim ama Ermenilerden özür dilemek maalesef ki şart oldu. Neden mi?
1) Hakem hatalarını protesto etmek için Federasyon’a siyah çelenk bırakan Trabzonsporlu taraftarlar ‘Ermeni Oğuz’a Trabzon’da soykırım’ sloganı attı. ‘Yasinlerle çıktık yola Ogünler çok yakında’ pankartını organizasyon komitesi kaldırttı.
2) CHP’li Canan Arıtman, Gül’ün Ermeniler’den özür kampanyasını desteklemesine ''Gül'ün bu kampanyayı desteklediği görülüyor. Gül, cumhurun, yani Türk milletinin Cumhurbaşkanlığını yapsın. Etnik kökeninin değil. Gül'ün anne tarafından etnik kökenini araştırın, görürsünüz'' yorumunu yaptı.
3) CHP’li Canan Arıtman’ın kendisinin etnik kökenine yönelik yaptığı iddialara yanıt veren Cumhurbaşkanı Gül, farklılıkların ülkenin bir zenginliği olduğunu belirterek, “Ailemizin yüzyıllara uzanan kayıtlı geçmişi Müslüman ve Türk’tür” dedi. Ayrıca Canan Arıtman aleyhine dava açtı.
Her üç maddedeki görüşleri de kişisel ya da marjinal gruplara ait olarak niteleyemeceğimize göre başka söze gerek yok sanırım.
22 Aralık 2008 Pazartesi
Ekonomik Krize Alternatif Çözüm Önerisi
Ortaya atılan görüşler, çözüm önerileri arasında en dikkat çekici olanı Koç Holding üst yöneticilerinin 2009 yılı için zam istemedikleri yönündeki açıklamalarıydı. Bu iyiniyetli bir açıklama mıydı, yoksa Grubun tüm çalışanlarına (hatta belki de TÜSİAD’ın en büyük üyesi aracılığıyla tüm ülkeye) verilmiş bir mesaj mıydı bilemiyorum ama krizin ortaya çıkmasıyla birlikte onu derinleştiren nedenin, ekonominin psikolojik boyutuyla açıklanabilecek olan, tüketicilerin gelecek korkusu nedeniyle harcamalarını azaltması olduğu konusunda geniş bir konsensus olduğuna göre naçizane karşıt görüşüm, işverenlerin çalışanlarına bu yıl enflasyonu aşan ölçüde zam yapmaları. Bu sayede yeni yılın ilk birkaç ayı içerisinde yeni duruma alışılması için gereken zaman geçerken reel gelirlerinde azalma olmadığını gören insanlar eski tüketim alışkanlıklarını devam ettirmeye yönelecekler, böylece de ekonominin ihtiyacı olan hareketlenme sağlanmış olacaktır.
İşgörenler daha mutlu oldukları için daha üretken olacaklar, işverenlerinse bir ceplerinden çıkan para (ücret zamları) diğer ceplerine akacaktır (tüketim harcamaları). Üretim de devam edeceğinden ülkede ekonomik durgunluk, işsizlik gibi sorunlar da daha fazla artmayacak, hatta olumlu bir seyre girecektir.
Ne dersiniz, geçmişte işe yaramadığı isptalanan çözüm önerileri yerine bu kez farklı bir yol mu izlesek?
15 Aralık 2008 Pazartesi
Muntasar El Zeydi
Dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun hislerine ancak böyle tercüman olunabilirdi. Iraklı gazeteci Muntasar El Zeydi.www.sockandawe.com 'da aynı keyfi yaşayabilirsiniz.
10 Aralık 2008 Çarşamba
Walking In My Shoes

20 Kasım 2008 Perşembe
Müjde Ar vs Laik (!) Kadınlar
Saldırılar, Parti'nin içi de dahil olmak üzere değişik kesimlerden yoğun bir şekilde sürüyor. Samimi olunmadığını düşünenler de var, her seçim dönemi öncesi birbiriyle çelişen yeni, popülist bir söylem (birinde devrimci, bir diğerinde aşırı milliyetçi, şimdi de muhafazakâr, vb.) geliştirildiğini düşünenler de.
Saldıranlara söylenebilecekleri yeni Sorosçu (!) Can Dündar çok güzel ifade etmiş: "Siyasetin Türkiye’ye sağlayabileceği en büyük fayda, bu sosyalleşmedir. O yüzden CHP kendi sınırlarını aşmak, Türkiye’nin önünü açmak istiyorsa hızla kitleselleşmeli ve AKP’nin yaptığı gibi, kadını evinden dışarı, partiye, kursa, siyasete çekebilmelidir. Yakasına rozet takılan kişi, yarın rozetiyle kıyafeti arasında bir uyumsuzluk hisseder ve yeni arayışlara girerse siyaset, üzerine düşeni yapmış demektir".
Asıl gelmek istediğim konu bu değil. Özellikle bu kadınların hemcinsleri başta olmak üzere, bazılarının bu ve benzeri konulardaki tabir-i caizse şahince yaklaşımları. Hemcinsleri dediklerimin başındaysa Pınar Kür, Ruhat Mengi gibileri geliyor. Sorarsanız muhtemelen kendilerini "laik, Cumhuriyet kadınları" olarak tanımlayacak olan bu kadınların karşısında neyse ki Müjde Ar gibi olaylara daha sağlıklı, soğukkanlı, hümanist yaklaşabilenler var da içimiz bir nebze olsun rahat ediyor. NTV'deki programlarında (Haydi Gel Bizimle Ol) ikisinin de görüşlerini öğrenme olanağı bulduk; aslında daha ziyade Müjde Ar'ın görüşleri, Pınar Kür'ünse garip mimikleri. Müjde Ar, eğer samimilerse bu olayda eleştirilecek bir yan olmadığını, hatta olumlu bir gelişme olduğunu söylerken; Pınar Kür ise Çiğdem Anat'la birlikte bu tip insanların CHP gibi partilere üye olarak kabul edilmemeleri gerektiğine ve popülist bir politika izlenmekte olduğuna dair görüş belirttiler.
Amaç kadınlarımızın özgürleşmesi ise; bu onları dışlayarak değil, aksine aramıza alarak, belki de görmedikleri bir dünyayı, zihniyeti kendilerine göstererek başarılabilir. Yoksa onlara bakıp kendimizi daha akıllı, daha çağdaş sanarak değil. Araç ise; başkalarına bakıp kendimizi üstün görmek değil, herkese değişik yollar da olduğunu göstererek, ama son kararı yine de onlara bırakarak, daha sağlıklı bireylere ve sonucunda da topluma ulaşmak olmalıdır.
Kendilerini laik ve Cumhuriyetçi olarak tanımlamak isteyen ama Ruhat Mengi ve Pınar Kür ile aynı kefeye konmak istenmeyen büyük bir kesim de olduğunu belirtirken, çevirdiği filmlerle toplumumuzdaki cinsel tabuların yıkılmasında büyük rol oynayan Müjde Ar'ın bu konuda da öncü olmasını diliyoruz.
11 Kasım 2008 Salı
FB vs GS: 4-1
Belli oldu ki bu defans yapıları ile iki takımın da çift ön libero ve tek forvet ile oynaması daha mâkul, tabi ki forvetlerin yanında Alex ve Lincoln'ün oynaması kaydıyla. Çünkü defansların özellikle göbeği fazlasıyla ağır ve arkaya yaslanmadıkça ya da önde iki ön libero rakibi karşılamadıkça çok fazla açık veriyorlar. Maalesef ki iki takımda da "oyunu iki yönüyle oynayan" diye tabir edilen, yani hem teknik olup oyun kuran hem de agresif olup rakibin oyununu bozan orta saha oyuncuları yok. Buna en yakın örnek Ayhan Akman gibi duruyor ama onun da yıllardır değiştiremediği garip tavırları ile rakibi motive etmek gibi olumsuz bir özelliği var.
Meira eğer zorunluluktan orta sahada oynuyorsa, ki Volkan'ın isabetsiz degajlarını kafayla karşılamaktan başka yararı olmadı, Mehmet Güven'in kendini sorgulaması şart. Çünkü birçokları, özellikle de Mehmet Demirkol tarafından GS'ın altyapısından gelen oyuncuların en iyilerinden biri olarak gösteriliyordu. Bu alanda, artık cam adam sınıfına sokabileceğimiz Linderoth'u da saymazsak, Mehmet Topal veya Barış oynayabilir.
Maç öncesi sahayı gezmeye çıkan GS'lı oyuncular; Aydın ve Arda... Elli bine yakın FB taraftarının gürültüsünde kimsenin duymadığı yumruk şovları yapmak, FB taraftarını maça ısındırmaktan başka bir işe yaramadı. Bu tip derbi maçlarda en önemli olan şeylerden biri sinirlerine hakim olmak. Bunda FB'liler daha iyiydi sanki.
Ve son söz Deivid'e... Temmuz ayında ayağınız kırılsın, sonrasında anneniz vefat etsin ve siz cenazesine bile gidemeyecek durumda olun. Sonra gelin, 90 dakikayı iyi oynayıp kondisyon eksikliği ile zorlukla bitirirken 90+2'de öyle bir gol atın. Söylenecek hiçbirşey yok. Sezon sonu biten sözleşmesini uzatmak için yıllık 3 milyon dolar talep ettiğine dair söylentiler var. FB düşünmeden vermeli bu meblağı.
Sözün Bittiği Yer: Charlize Theron
Başlıkta sözün bittiği yer dedik ama aslında tam anlamıyla öyle değil. Çünkü Charlize Theron görüntüsü ile güzel, alımlı, seksi olduğu kadar talk-show'larda ya da röportajlarında, yani sözün başladığı yerlerde de sempatik ve cazip görünüyor.
Bir erkek bir kadında aradığı herşeyi onda bulabilir sanki. Güzellik, seksapel, zerafet, sempati, anaçlık ve hatta gerekirse de canilik! (bkz. Monster)
9 Kasım 2008 Pazar
Issız Adam (ve) Çağan Irmak
"Issız Adam, modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film. Metropol kalabalığı içinde yaşarken farkında olmadığımız, kaybettikten sonra değerini anladığımız insanlara, günlere ve daha birçok şeye dair buruk ama yine de umut dolu bir hikâye". Filmin kendi sitesinden alıntılanan yukarıdaki cümleler bile filmi anlatmaya yetmemiş, ki bizim burda kuracağımız cümleler de yersiz olacak. Sadece "İzleyip kendiniz karar verin" diyebiliriz.
Birçoğumuzun Asi Dizisi'ndeki kanka rolüyle tanıdığı Cemal Hünal, aynı sıcaklığı bu rolünde de vermeyi başarıyor. Melis Birkan, Yıldız Kültür ve diğerleri... Oyunculukların hepsi iyi.Ve müzikler... 30'lu yaşlardakiler ve daha küçüklere, pek tanımadıkları Nil Burak, Semiramis Pekkan şarkılarını filmin senaristi ve yönetmeni 38 yaşındaki Çağan Irmak tanıtıyor.
Yıllanmış Şarap-1: Alessandro Del Piero
Bugün 9 Kasım 2008. Yıllanmış Şaraplar serisine bugün doğum günü olan Alessandro Del Piero ile başlamak en uygunu olacak.Evet, Alessandro Del Piero bugün 34 yaşını tamamladı ve geçen Çarşamba akşamı Real Madrid'e Santiago Barnebau'da attığı iki klas golle Juventus'un en büyük kozlarından biri olduğunu bir kez daha gösterdi.
1993 yılında geldiği Juventus'ta 2.sezonunda Roberto Baggio gibi bir yıldızın yerini almayı başaran isim bu sezonu saymazsak oynadığı 403 lig maçında attığı 176 golle takım tarihinin en golcü oyuncusu olmasının yanısıra formayı da en çok giyen oyuncusu. Serie B'ye düştüğünde gemisini terk etmeyen kaptan çok ağır sakatlıklar geçirmesine rağmen hep toparlanmasını bildi.
15 yılda Juventus'la Serie A'da 5, Şampiyonlar Ligi'nde 1 şampiyonluk yaşadı. Şampiyonlar Ligi tarihinin en golcü 6. oyuncusu. Hak ettiğinden az giydiğini düşündüğümüz İtalya Milli Takımı formasıyla milli takım tarihinin en çok gol atan oyuncular listesinde ilk beşte ve 2006'da Dünya Kupası'nı kazanma mutluluğunu da yaşadı.
90'lı yılların sonunda Türkiye'de forması en çok giyilen, ilginç favorileri en çok taklit edilen, kısaca en çok öykünülen Del Piero'nun önünde saygıyla eğiliyoruz.İyi ki varsın da biz de futboldan zevk alıyoruz.
7 Kasım 2008 Cuma
Arsenal - FB Maçı Değerlendirmeleri Üzerine
Öncelikle Alex’in olmamasının FB’nin şansı olduğu iddiası.
Tam tabiriyle “saçmalığın daniskası”. Evet, FB’nin kalabalık bir orta saha ve tek forvetle deplasmana çıkma düşüncesi doğrudur ama bunun yolu Alex’in olmaması değildir. Forvetlerden birini, bana göre de Güiza’yı, yedeğe çekerek olabilirdi. Aksi halde iki gece önce gördüğümüz gibi maçı acınası bir şekilde gol pozisyonuna girmeden tamamlarsınız ve yemediğiniz gol için de şükredersiniz.
İkincisi FB’nin iyi oynadığıdır.
Maçın ilk çeyreği bittiğinde topu %70’li oranlarda rakibi kullanmış ve 3-4 pası üstüste yapamamış, gol pozisyonuna girmemiş, sadece 40 metreden atılmış iki şutla maçı tamamlamış bir takım için böyle birşeyden nasıl bahsedilir?
İlk maçta nerdeyse girdiği her pozisyonu golle sonuçlandıran Arsenal, ikinci maçta ise hemen hemen aynı sayıda pozisyona girmesine rağmen gol atmayı becerememiştir.
Skora göre yorum yapan yazarlara alışmıştık da bu seferkiler biraz abartılı oldu.
Son olarak da FB’nin gruptan çıkma şansı konusu. Bu maçta bir puan alınmasındansa, D.Kiev-Porto maçının berabere bitmesi şansı daha fazla artırırdı diye düşünüyorum.
29 Ekim 2008 Çarşamba
İstanbul Trafiği'nde Kare As: Gül, RTE, Güler, Cerrah
Bir araba Dolmabahçe'de İnönü Stadı'nın üst kısmından Saray'a doğru saatte 5 km hızla iniyor. Bir diğeri ise Yeşilköy'deki havaalanından çıkmış, saatte ortalama 100 km hızla aynı yere doğru geliyor. Sarayın önündeki trafik ışıklarından hangi araç daha önce geçer?
Not : Arabaların teknik ve mekanik özelliklerinin aynı olduğunu varsayınız.
Cevap:
Tabi ki havaalanından çıkan ve ya cumhurbaşkanını ya da başbakanı taşıyan resmi plakalı araç. Çünkü İstanbul Trafiği'nde kralların halka göre geçiş üstünlüğü vardır. Hem ayrıca kentin süper bir valisi ve kurt gibi bir emniyet müdürü var.
Aa cumhurbaşkanı ile krallık çelişti mi? Pardon. Herhalde soruda mantık hatası var. Başka yerde hata aramayın lütfen.
Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun!
I kissed a girl
Not my intention
I got so brave, drink in hand
Lost my discretion
It's not what, I'm used to
Just wanna try you on
I'm curious for you
Caught my attention
I kissed a girl and I liked it
The taste of her cherry chapstick
I kissed a girl just to try it
I hope my boyfriend don't mind it
It felt so wrong
It felt so right
Don't mean I'm in love tonight
I kissed a girl and I liked it
I liked it
No, I don't even know your name
It doesn't matter,
You're my experimental game
Just human nature,
It's not what,
Good girls do
Not how they should behave
My head gets so confused
Hard to obey
I kissed a girl and I liked it
The taste of her cherry chap stick
I kissed a girl just to try it
I hope my boyfriend don't mind it
It felt so wrong
It felt so right
Don't mean I'm in love tonight
I kissed a girl and I liked it
I liked it
Us girls we are so magical
Soft skin, red lips, so kissable
Hard to resist so touchable
Too good to deny it
Ain't no big deal, it's innocent
I kissed a girl and I liked it
The taste of her cherry chap stick
I kissed a girl just to try it
I hope my boyfriend don't mind it
It felt so wrong
It felt so right
Don't mean I'm in love tonight
I kissed a girl and I liked it
I liked it.
www.youtube.com/watch?v=tAp9BKosZXs
22 Ekim 2008 Çarşamba
Peugeot'dan Fenerlilere Özel Otomobil
29 Eylül 2008 Pazartesi
Milano Derbisi-I

Ronaldinho-Kakà ikilisi, bir arada oynamazlar diyenlere süper bir golle cevap verdiler...
Ki pek öyle Sergen-Şifo, Oğuz-Gerson ikilileri gibi de değiller. Biri sol, diğeri sağ çizgiye yakın oynayıp çok da etkili olabiliyorlar. (Yalnız pivota daha iyi bir golcü şart. 19'luk Pato ve formsuz Shevchenko henüz istenilen düzeyde değiller. Belki Pippo Inzaghi bu boşluğu doldurabilir).
Inter her zamanki gibi toplama takım görünümünde, yine de zengin kadrosuyla Scudetto’nun favorilerinden...
Tandemde Materazzi-Burdisso ikilisini oynatırsanız, maçı eksik tamamlama riskiniz %90.Dün gece Materazzi oyundan çıktıktan sonra bile kırmızı kart görmeyi başardı !!!
Maçın hakkı ise beraberlikti...
Zárate Bros'un Sonuncusu: Mauro Matias Zárate
Mauro Matias Zárate, 18/03/87 doğumlu. 1.76 boyunda, 76 Kg. 18 Eylül 2008 Perşembe
Yürüyerek Şampiyon Olmak
Porto:3 - FB:1
Güiza... Geçtiğimiz günlerde birkaç saat içinde bir pakete yakın sigara içtiğinin görüldüğüne dair bir haber vardı. Bu kadar koşabiliyorsa isterse 2 paket içsin. Takım arkadaşlarına bakınca “Ben nereye geldim?” diyordur herhalde.
Uğur... Garip top kayıpları yapsa da topu ileri taşıyan adam. En azından sorumluluktan kaçmıyor. Çabalıyor. Golden önceki ortayı yapan da o.
Gökhan Gönül... Kanadında tek kalmasına rağmen ne atakta ne savunmada sırıtmıyor. Geçen yılki formunu yakalamak için çabalıyor.
Maldonado... Geçen sezon sonunda gönderilecekler arasında 1 numaradaydı. Bu haliyle bile takımın iyilerinden. Herhalde "Bu takımda gönderilme kriteri bensem, takımda geriye 7-8 oyuncudan fazla kalmaz" diyordur.
Ya diğerleri... Seyirci.
VIP koltuğunda Roberto Carlos... FB’nin önemli eksikleri arasında Wederson’un ismi öncelikle sayılmıyordu ama bu gidişle sayılacak. R.Carlos böyle oynayacaksa, sene sonu jübile yakışır.
Selçuk ve Yasin... Bu maçta kadroda olmayan Can Arat ile birlikte yabancı sayısının sınırsız olması gerektiğini savunanların en önemli dayanakları. Özellikle takımda 6. sezonuna giren Selçuk. Kemal Aslan ondan yarım sezon önce gelmişti. Olmadı, bu sene gitti. Selçuk da olacak gibi görünmüyor. Hele bu sezon Appiah ve Aurelio gittikten sonra olmadıysa bir daha da zor.
Edu’suz Lugano serseri mayın.
Volkan... Refleksleri zaten kötüydü. Gittikçe de zayıflıyor. “1. sınıf kaleci olacak” deniyordu ama zor.
Burak ?, Josico ?
Emre... Benfica'lılar kendi oyuncuları Nuno Gomes ile Nulo Gomes diye dalga geçiyorlar. Emre de öyle; sıfır. Hep sakattı da, bu kadar güçsüz hiç görülmemişti.
D.Kiev evinde son dakikada beraberliğe mahkûm.
30 Eylül’de FB’nin kaderi belli olur. D.Kiev’i yenemediği takdirde, bu sezon bitmiştir.
24 Ağustos 2008 Pazar
Abdullah Durak
İlk önce Süper Kupa finali öncesinde Kayserispor kadrosunda adını gördüm. Ragıp'ın sakatlığında orta sahanın ortasında Saidou'nun yanında o oynayacaktı. Maçın sadece 10-15 dakikalık bir bölümünü seyrettim ama dikkatimi çekti. Sonra Ümit Millilerin Ermenistan maçında golü de attığı bir 10-15 dakikayı seyrettim. Performansı yine dikkat çekiciydi. 22 Ağustos 2008 Cuma
İbo Boşta

Hido'nun Takımı (!)
Eveet, en sonunda Hidayet Türkoğlu'nun liderliğinde bir milli takım kuruldu.İbo yok, Mirsad da, Kaya da... Yanında 20 yaşından beri kendini bir türlü geliştiremeyen (ama açıkçası iyi niyetine inandığım) Kerem Tunçeri ile "Ben şut atarım abi, savunmayı da Kaya yapsın" der gibi durup suya sabuna dokunmayan Mehmet Okur ve diğer genç oyuncular. Başlarında da genç takım yaratma takıntılı Tanjevic. Araya bir tek play-off'larda sergilediği muhteşem oyunla geçen sene girmesi gereken takıma ancak bu sene girebilen Ömer Onan ile sorunsuz ve mütevazı Kerem Gönlüm'ü koymuşlar ki bence onları da koymasalardı; Hido belki rahatsız olur. Spiker olarak da NBA'in (Kobe, Lebron, Wade vb. en üst düzeydeki 5-10 oyuncuyu saymazsak) Avrupa basketbolundan çok da ileride olmadığını halen idrak edemeyen Murat Kosova'yı katın bu pastaya, tadından yenmez artık.
20 Ağustos 2008 Çarşamba
Little Miss Sunshine
The Bucket List
Ölmek üzere olan iki adamın ölmeden önce yapmak istediklerini listeleyip yapmaya başlamaları üzerine sıcacık bir film. Bir tarafta aksi zengin rolünde Jack Nicholson, karşısında olgun orta sınıf mensubu Morgan Freeman. Sanki rol yapmalarına bile gerek kalmamış... 12 Ağustos 2008 Salı
Kum Torbası
Açıyorsunuz...
Karşınızdaki tanımadığınız kişi: “Oğlunuz kum torbası olarak kullanılırken öldü” diyor.
Ne denir acaba?
- “Boşver oğlanı, türban sorunu halloldu mu onu söyle” mi?
yoksa
- “Ama hâlâ laikiz değil mi” mi?
ya da
- “Olsun, milli takım yarı final oynadı ya” mı?
belki de
- “Vatan sağolsun. Ülkemizin dünyanın süper gücü olması için başbakanımızın gösterdiği yolda ben dört tane daha yaparım”.
12.08.2008 tarihli Milliyet Gazetesi’nden:
“....Tersanesi’ndeki tankerin filikasına ağırlık kontrolü için oturtulan 19 işçi, test amaçlı olarak denize düşürülmesinin ardından camları kırılarak su alan filikanın içinde dakikalarca yaşam savaşı verdi. Vinç yardımıyla ters çevrilen filikada 3 işçi yaşamını yitirdi, 1’i ağır 15 işçi de yaralandı. Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Cem Dinç, filikalarda kum torbası yerine işçilerle deneme yapıldığı için ölümlerin meydana geldiğini iddia etti...”
Aynı tarihli gazetedeki diğer haberse şöyle:
“...PKK’lılar yola döşedikleri mayını, teröristlere erzak sağlayan Sarıyazı köylüleriyle görüşüp geri dönen askerleri taşıyan aracın geçişi sırasında uzaktan kumandayla patlattı. Hain pusuda 1’i kurmay yarbay 9 asker şehit oldu. Ağır yaralanan bir yüzbaşı ile bir asker de tedaviye alındı...”
Birinin birinden farkı var mı sizce? Kum torbasına dönen insanların ucuz hayatları, boş yere ölenler ve geyik muhabbetlerinde “Çok yazık oldu” vb. sözler söyleyerek ya da bloguna bu olayları yazarak içini rahatlatıp sonrasında hiçbir şey olmamış gibi hayatını devam ettiren bizler...
Hayat mı acımasız, yoksa bizler mi?
Bu satırların yazarı da birazdan Seinfeld’i seyredip kahkahalarla gülecek... Yazık!!!
5 Ağustos 2008 Salı
Lütfen beni bu kadar kolay anlamayın!
Sezen Aksu'nun söylediği "Beni Kategorize Etme" şarkısının söz yazarı Bülent Ortaçgil'in anlatmak istediği de buydu herhalde.
Düşünürseniz bunu ne kadar çok yaptığımızı anlayacaksınız...
Hadi hadi üşenmeyin, düşünün.
30 Temmuz 2008 Çarşamba
Elena Santarelli

Hazırlık Turnuvaları: Emirates Cup ve Russian Railways Cup
29 Temmuz 2008 Salı
Trofeo TIM 2008
İtalya’da yeni sezonun ilk büyük turnuvası Trofeo TIM 2008, 29 Temmuz akşamı Juventus, Milan ve Inter arasında 45’er dakikalık birer devreden oynanan maçlarla yapıldı.
Bizde de üç büyükler arasında, eski TSYD Kupası bu formata uyarlanarak oynanıp aynı gün tamamlanabilir. Zaten bu takımların ligin ilk haftalarında karşılaşmamaları ayarlanıyor! Bu sayede futbolseverler, antrenman modunda olsa da, lig başlarken bu maçları izleyip ligin havasına girebilirler.
Gelelim karşılaşmalara...
1.Maç: Juventus – Milan: 2-2 (Penaltılarla 4-6)
Juventus: Buffon, Grygera, Mellberg, Chiellini, Molinaro, Marchionni, Sissoko, Tiago, Nedved, Iaquinta, Trezeguet.
Milan: Kalac, Zambrotta, Bonera, Kaladze, Jankulovski, Brocchi, Ambrosini, Pirlo, Seedorf, Kakà, Paloschi.
Goller: Trezeguet, Marchionni; Seedorf (2)
Penaltılar: Iaquinta, Chiellini; Kaka, Pirlo, Jankulovski, Paloschi
Sahada en başarılı oyuncular olarak Milan’dan Seedorf (2 gol attı ve atakları yönetti), Pirlo ve Jankulovski, Juve’den ise Marchionni ve Chiellini gözüktü. 3 yıldır Juve’de olan 1980 doğumlu sağ kanat oyuncusu Marchionni ilk golde asist yaptı, ikincisini ise kendisi attı. Son yıllarda transfere fazla para harcamayan Juventus, Chiellini’den sonra isimsiz Marchionni ve sol bek Molinaro’yu da vitrine çıkaracak gibi gözüküyor.
Milan’da altyapıdan gelen 1990 doğumlu sürpriz oyuncu Paloschi etkisiz kaldı. Defansın göbeğinde Nesta-Maldini ikilisinin eksikliği bariz bir şekilde hissedildi. Bunun yanısıra Kakà ve Zambrotta da beklenen performanslarını gösteremedi.
Zambrotta’nın düşüşü sürüyor. Avrupa Şampiyonası’ndaki Romanya maçında yaptığı hata ile Elena Santarelli’yi çıplak görmemizi de engellemişti !!!
2.Maç: Juventus - Inter : 1-0
Juventus: Buffon, Zebina, Legrotaglie, Knezevic, Molinaro (Chiellini), Camoranesi, Sissoko (Poulsen), Ekdal, Rossi, Del Piero, Amauri (Iaquinta).
Inter: Cesar, Maicon, Burdisso, Materazzi (Stankovic) (Crespo), Maxwell, Cambiasso, J.Zanetti, Vieira, Mancini, Balotelli (Figo), Adriano.
Gol: Iaquinta
Geçtiğimiz yılı Brezilya'da geçiren, yaşadığı sıkıntılar sonrası bir dönem Fenerbahçe'nin de gündemine gelen Adriano, Inter'in en başarılısıydı. Alkol sorunu ile gündeme gelen Brezilyalı, FB'ye gelse muhtemelen bu transfer çok eleştirilecekti ama görünen o ki eğer alınsaydı, en kötü ihtimalle, kârlı bir şekilde tekrar satılabilirdi. Halen çok güçlü ve etkili. Eto'o, Drogba gibi transfer dedikoduları gerçekleşmezse, bu sene Inter'in 1 no.lu tek forvet adayı.
Juve'nin en başarılıları ise golü atan Iaquinta ve Buffon'un yanısıra genç Rossi idi. Rossi'nin gençliği, Avrupa Şampiyonası sırasında ATV spikerinin tanıttığı genç Senna (!) gibi sanılmasın.
Stankovic sürekli ıslıklandı Juve taraftarlarınca. 2004'ten bu yana Inter'de olan Stankovic'in iyi oyununu seyrederken Emre'nin onun kadar yetenekli olmasına rağmen niye onun yaptıklarını yapamadığını düşünürdüm hep.
Bu devrenin en güzel anı ise son dakikada Del Piero'nun kullandığı ve bilardo topu gibi iki yan direğe çarpıp kaleye girmeyen frikikti.
3.Maç: Inter - Milan : 0-0 (Penaltılarla 3-4)
Milan: Abbiati, Oddo, Simic (Jankulovski), Digao, Favalli, Gattuso, Pirlo (Stresser), Ambrosini (Antonini), Seedorf (Brocchi), Kakà, Paloschi (Osuji).
Inter: Toldo, Maicon, Burdisso, Cambiasso, Maxwell, J.Zanetti (Jimenez), Dacourt, Muntari, Mancini (Balotelli) (Adriano), Figo, Crespo (Suazo).
Penaltılar: Adriano, Suazo, Santon; Kakà, Jankulovski, Brocchi, Digao.
Gattuso'nun da katılımıyla bu devrede Milan geçen yılki ideal orta beşlisini tamamladı.
Gattuso çok enteresan bir oyuncu. Ona karşı oynamayı kimsenin pek istediğini sanmam. En azından ben istemezdim. Kazara çalımlayacak olsanız dayak atacak gibi duruyor. Şaka bir yana, sert oynamasına rağmen son derece sempatik.
Kakà bu kez daha etkiliydi. Bu orta sahaya bu sene Ronaldinho ile Flamini ve hatta Emerson da girmek isteyecek. Rekabet zorlu olacak gibi görünüyor.
Abbiati ve Toldo penaltılarda çok başarılılardı.
Kendisini kaptanı olduğu Gana'nın en iyi oyuncusu olarak gören Appiah, Essien'den sonra Muntari'nin de geldiği noktayı gördüğünde iyice çılgına dönebilir.
Bu sonuçlarla kupayı Milan kazanırken, turnuvanın en değerli oyuncusu da beklendiği gibi Seedorf seçildi.
Son olarak; Ranieri'yi pek tutmam, ama takımı Juventus diğer ikisine göre daha hazır gözüktü. Eleme maçı oynayacak olmasından olabilir. Ancak diğerleri gibi takımına koyabilecek alternatif oyuncularının sayısının fazla olmadığını da belirtelim.
Les Faits Divers et Les Turcs
Mais pourquoi les Turcs aiment beaucoup lire ces nouvelles? La réponse est cachée dans leur vie. En général, ils gagnent moins, la plupart a un vie au bas des standards. Et quand ils lisent ces nouvelles, ils sont satisfaits pensant qu’il y en a d’autres qui sont dans une condition plus mauvaise. Ce qu’ils pensent, c’est “Grace à Dieu, nous n’avons pas leurs problèmes”.
Peut-être ce sont les Turcs, que Nietzsche racconte dans ses livres!
26 Temmuz 2008 Cumartesi
Fenerbahçe Formaları 2008-2009



Galatasaray'ın ardından Fenerbahçe de fubol takımının yeni sezon formalarını tanıttı. 24 Temmuz 2008 Perşembe
Fenerbahçe - S.Donetsk: 2-1
FB, Şampiyonlar Ligi ön elemesindeki MTK maçı öncesinde S.Donetsk ile karşılaştı dün akşam. Geçen senelerden farklı olarak çift forvet (Semih-Güiza) ile oynayan FB'de orta saha Colin Kazım, Alex, Selçuk, Uğur Boral dörtlüsünden oluştu. Defansta ise geçen yılki ideal dörtlü ve kaleci Volkan Demirel bozulmamıştı, ki takımın en hazır bölgesi olarak göze çarptı.
Oyuncu bazında bakarsak, defans hattında R.Carlos'un diğerlerine kıyasla beklentileri karşılamadığını söylememiz gerekir. Özellikle Aragones'in Deivid ve Emre'nin takıma katılmasıyla Uğur ve Kazım gibi kanat oyuncularını yedeğe alma ihtimalini göz önünde bulundurursak, Gökhan Gönül ile birlikte hücumlarda orta sahayı altılama görevleri olacağından performansını artırıp daha fazla sorumluluk alması şart. Belki sakatlıktan çıkması ve sezon başı olmasının da etkisiyle henüz o seviyede görünmedi.
Uğur Boral, takımın en savruk oyuncusu olma özelliğini sürdürüyor. Ancak ilk golde güzel bir asist yapmayı başardı. Yine de şayet Emre takıma girecekse, yedek bankına dönecek olan oyuncu Uğur gibi görünüyor.
Çift forvete dönülmesiyle Alex de orta sahada oynamaya başladı ki bu maçta rakip kaleden uzaklaşmak zorunda kaldığını gördük. Emre'nin geriden oyun kurması ve Güiza ile Semih'in ileride pres yapmasıyla takım halinde daha ileriye gidilebilirse Alex'in etkinliği de artacaktır.
Aragones'in gelmesiyle Alex'in takımda yer bulamayacağını iddia eden ülkemiz futbol ulemalarının söylediğinin aksine Alex'in bu takımda her zaman oynayabileceği de muhakkak; hangi sistemle oynanırsa oynansın.
Güiza-Semih ikilisinden Güiza biraz daha önde oynuyor. İspanyol golcü, maçta girdiği üç pozisyonun birini golle sonuçlandırdı. Etkili ve istekliydi. Özellikle Semih'le birlikte ileride iyi pres yaptılar. Ancak bu anlarda arkadan Kazım ve Uğur'dan destek alamamalarını Güiza yadırgamış olmalı. Semih ise girdiği tek pozisyonu gole çevirmesinin yanısıra oyun kurulmasında da rol alarak başarılı bir maç çıkardı.
Gelelim Aurelio'nun yokluğuna. Defans ve Alex ile birlikte yıllardır takımın iskeletini oluşturan bu oyuncunun yokluğunda, bu maçta da belli oldu ki, Selçuk bu yeri dolduramaz. Selçuk, 2003 Konfederasyon Kupası'ndaki ümit veren performasından sonra bir türlü o beklenen çıkışı gerçekleştirip bir üst düzeye çıkamadı. Tekniğinin iyi olması ve özellikle uzun pas yüzdesinin yüksek olmasıyla oyunu iyi kuracak niteliklere sahip olmasına rağmen, baskı altında oynayamaması ve top ayağına gelmeden arkadaşlarının yerini tespit edip paslarını otomatik hale getirememesi gibi basit işleri halen yapamaması akıl alır gibi değil. İyi yanları çalışkanlığı ve yüksek topları kesebilmesi.
Son dakikalarda girenleri saymazsak, nispeten daha erken dakikalarda oyuna girip sol kanatta oynayan Gürhan ve Semih'in yerinde oynayan Burak iyi performans sergilediler diyebiliriz.
Rakip takım için söylenecek fazla birşey yok. Göze batan bir oyuncu olmadı. Bu nedenle as takımları olup olmadığı da anlaşılamadı. Türkiye'de futbol profesörü olarak görülen Lucescu'nun takımına öğrettiği profesyonel (!) faulleri izleyince, Lugano'nun faulleri bile daha sempatik ve futbolun içinde geliyor insana.
Son olarak FB'nin bu maçtaki en başarısız oyuncusu: Maraton Üst E veya F bloktaki coşkulu taraftarlar ile Migros Tribünü'nün arka sıralarında maç boyunca çırpınan 8-10 yaşlarındaki ufaklığı hariç tutarsak, 12 numara.
23 Temmuz 2008 Çarşamba
Le Voile: Sous Un Autre Angle
Les opposants au voile estiment que les partisans constituent des menaces à la laïcite, et portent atteinte à l’âme de la Republique. Ils pensent que les partisans et le gouvernement en cours veulent changer le système en Turquie et mettre en vigueur un système islamique. C’est pourquoi ils considerent le voile comme le symbole de l’islam politique.
En revanche les partisans déclarent que personne ne peut être privé de son droit à l’éducation supérieure à cause du voile. Ils ajoutent qu’ils ne visent pas à changer le système de l’état.
La Turquie et le monde islamique n’ont pas vécu un Processus d’Eclairage que le monde chrétien ont vécu grace à les expériences de la Renaissance et de la Réforme. La Republique de Turquie a avancé et a adopté les réformes par les efforts de Mustafa Kemal Atatürk; soit avec un moyen volontaire soit avec un moyen autoritaire. Pendant ce temps-là, les femmes Turques ont obtenu beaucoup des droits modernes. Ils se sont adaptés aux vêtements modernes aussi. Mais aujourd’hui, quelques femmes preferent porter le voile et mettre des vêtements islamiques, même arabes, couvrant leurs visages et leurs corps.
Cette préférence d’une femme est incroyable, mais c’est sûr que c’est sa liberté individuelle. On ne peut pas changer leurs idées avec une interdiction. Avant 1989, le voile n’était pas interdit dans les universités et depuis l’interdiction les femmes portant le voile ont augmenté. Cela ne veut pas dire que c’est à cause de l’interdiction mais il est certain que cette interdiction n’a servi à rien. On doit faire d’autres choses pour changer leurs idées.
D’autre part, le gouvernement defend sa décision dans le cadre des libertés individuelles, mais ils doivent remarquer qu’en Turquie il y a plusieurs interdictions et obstacles dans l’area des libertés individuelles qui semblent prioritaires.
Pour conclure, il est certain que porter le voile est une liberté individuelle (cependant on doit remarquer que dans la fonction publique ce n’est pas la même chose). Et les séculiers doivent se battre contre le voile et l’islam politique mais l’interdiction n’est pas le vrai moyen.
20 Temmuz 2008 Pazar
Nazım Hikmet

Sono nato nel 1902
Çok Güzel Hareketler Bunlar

David Albelda

18 Temmuz 2008 Cuma
Youtube ve Hasta Toplumumuz
Youtube ve Hasta Toplumumuz
Blog'a son yazının konmasından bugüne yaklaşık dört ay geçmiş. Son yazı Youtube adlı internet sitesine erişimin mahkeme kararıyla engelleniyor olması ile ilgili. Bugün Youtube yine kapalı. Kim bilir sebebi ne? Herhalde toplumumuzun hastalıklı zihniyetinin yeni bir tezahürü. Böyle bir zihniyet kimin tarafından yerleştirildiyse kutlamak gerekir. Silinmesi çok uzun zaman alacağa benzer.Bu hafta içinde ana haber bülteninde seyrettiğim bir haber bu kanımı daha da güçlendirdi. Konu, bu yaz mevsiminin baş aktörü "kene". Sokak röportajlarında, kenenin AB ülkeleri veya ABD tarafından uçaklardan topraklarımıza atıldığı yönünde azımsanmayacak sayıda kişinin iddiası var. Sebep basit: "Dünyanın en gelişmiş toplumuyuz. Bu yüzden bizi engellemeye çalışıyorlar. Türk'ün Türk'ten başka dostu yok!"Zaten yıllardır futbol maçlarını kaybetmemizin sebebi de buydu. Neyse ki son Avrupa Şampiyonası grup elemelerinde üstüste birkaç maç hakemler rakiplerimizin aleyhine garip kararlar verdiler de (Macaristan maçını hatırlayınız) bu kanımız bir nebze azaldı.Biliyorsunuz her yazın klasiği orman yangınlarını da Yunanistan ve PKK çıkarırdı. Son yıllarda artık kendimiz yangın çıkarmayı becermeye başladık.Sonra da demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü gibi gereksiz (!) konuları tartışıyoruz. (Gerçi onu da beceremiyoruz. Demokrasi havarileri görünenlere bakınca...).Neil kızacak ama Atatürk demokrasiye geçmekte gerçekten acele etmiş galiba. Bu toplum mümkünse düşünmesin ve fikir üretmesin. Üretecekler varsa da başka ülkelere göç ya da iltica etsin lütfen. Biz uyumaya devam etmekte kararlıyız.
Posted by ozguraul at 7/18/2008 08:04:00 PM
20 Mart 2008 Perşembe
Youtube.com'un kapatılması hakkında
Ben bu youtube.com 'un kapatılması olayına fena ayar olmuş durumdayım. Şu son bir kaç ay içerisinde bu karşılaştığım ikinci Youtube.com kapatılması vakası.İnternet sitelerinin kapatılması olayının abartıldığını düşünüyorum. Bu da parti kapatılması olayından çok da farklı bir konu değil aslında. "Neden" kapatıldığı konusunda bir fikrim yok ama bir takım tahminler yapabiliyorum. Muhtemelen yine Atatürk karşıtı bir video ile karşı karşıya kalındığı için kapatılmıştır. İyi de şimdi bu siteyi kapatmakla devlet kimi cezalandırıyor ?Bizim gibi masum kullanıcıların suçu ne?Eğer gücün varsa sadece o videoyu kaldırtacaksın. Ha, eğer yoksa da bırak da bari onun cezasını biz kullanıcılar verelim. Bu sitede bu var bunu kapatalım...şu sitede şu var şunu kapatalım...Çözüm mü bu ?Bakalım daha ne olaylarla karşılaşacağız?Ve ayrıca son bir cümle daha:Devlet kendi kendini komik duruma da düşürüyor. Bu siteyi farklı yollarla çalıştıran o kadar çok proxy (vekil) sunucu var ki... Onları da kapatın bari de tam olsun...
Posted by vErtigO at 3/20/2008 11:36:00 PM
Herkese Merhaba
Bundan altı yedi ay önce blog'un tam olarak ne anlama geldiğini, ne işe yaradığını bile bilmediğim düşünülürse... Üniversiteden arkadaşlarım ortak blog yaratmaya karar verdi de ne olduğunu öğrendim (vertigodisorders.blogspot.com). Daha sonra Milliyet Gazetesi'nde Mehmet Demirkol acetobalsamico'nun muhteşem blog'unu önerdi. O blog'da kendimi buldum. Futbol ağırlıklı muhteşem bir blog ve yaratıcısı oğluna adını verecek derecede Raul hayranı. Üstüne üstlük aralara serpiştirdiği şarkılar ve hatun fotoğrafları benim zevkimin de yansımaları. O yüzden kendi blog'umu yaratmayı düşünmemiştim. Yukarıda bahsettiğim ortak blog'umuza da Fransızca derslerinde zorunlu olarak yazdığım kısa kompozisyonları koyup geçiştiriyordum.
Derken bugün vertigodisorders'a dört aydır yazmadığımızı farkedip bir yazı ekledim. Sonrasında birden kendimi kendi blog'umu yaratırken buldum. Bencilleşiyorum galiba...
Bu blog'da neler olacak, tam kestiremiyorum. Futbol ve diğer spor dallarının olacağı kesin, politika da olabilir, aceto gibi ben de şarkı sözleri ve güzel fotoğraflar eklerim herhalde. Sınırlama olmayacak sanırım.
Bu girizgâhı saymazsak ilk yazım da biraz önce vertigodisorders'a yazdığım yazı ve yazımın refere ettiği vertigo'nun yazısı olacak.
Vatana, millete hayırlı olsun...

