30 Temmuz 2008 Çarşamba

Elena Santarelli


Avrupa Şampiyonası'nın magazin bombasını kaçıranlar, Trofeo TIM 2008'de kendisinden bahsettiğimizde alakayı anlayamamışlar.
16 Haziran tarihli Milliyet'ten: "Müzik kanalı MTV'nin ünlü sunucusu Elena Santarelli, İtalya Milli Takımı'na, Romanya'yı yenmeleri halinde striptiz yapma sözü verdi".
Arama motorlarına saldırıp kendisiyle tanıştıktan sonra, Mutu'nun penaltısını kurtaran Buffon'u daha çok sevdik. Gole neden olan hatayı yapan Zambrotta ise gözümüzden düştü!!!

Hazırlık Turnuvaları: Emirates Cup ve Russian Railways Cup

Trofeo TIM'i önceden bildirmediğimiz konusunda sitem edenler için...

10-15 yıl önce bu takımların hazırlık maçlarını bile dört gözle beklerdik. Ama artık çok sık karşılaştıklarından bu kadar merakla beklendiğini tahmin edemedik. Affola.

Emirates Cup bu hafta sonu oynanacak. Katılımcılar Arsenal, Hamburg, Real Madrid ve Juventus. İyi haber, canlı yayınla NTV Spor'da. İlk maç Cumartesi TSİ 16:00'da Hamburg-Real Madrid arasında.

Öncesinde Cuma günü Russian Railways Cup başlıyor. Kanaltürk'te yayınlanacak olan turnuvanın katılımcıları; Lokomotif Moskova, Chelsea, Milan ve Sevilla. İlk maç Cuma TSİ 18:1o'da Sevilla-Milan arasında.

Bizden bu kadar. Artık biraları soğutmak da sizin göreviniz.






29 Temmuz 2008 Salı

Trofeo TIM 2008

İtalya’da yeni sezonun ilk büyük turnuvası Trofeo TIM 2008, 29 Temmuz akşamı Juventus, Milan ve Inter arasında 45’er dakikalık birer devreden oynanan maçlarla yapıldı.
Bizde de üç büyükler arasında, eski TSYD Kupası bu formata uyarlanarak oynanıp aynı gün tamamlanabilir. Zaten bu takımların ligin ilk haftalarında karşılaşmamaları ayarlanıyor! Bu sayede futbolseverler, antrenman modunda olsa da, lig başlarken bu maçları izleyip ligin havasına girebilirler.

Gelelim karşılaşmalara...

1.Maç: Juventus – Milan: 2-2 (Penaltılarla 4-6)
Juventus: Buffon, Grygera, Mellberg, Chiellini, Molinaro, Marchionni, Sissoko, Tiago, Nedved, Iaquinta, Trezeguet.
Milan: Kalac, Zambrotta, Bonera, Kaladze, Jankulovski, Brocchi, Ambrosini, Pirlo, Seedorf, Kakà, Paloschi.
Goller: Trezeguet, Marchionni; Seedorf (2)
Penaltılar: Iaquinta, Chiellini; Kaka, Pirlo, Jankulovski, Paloschi

Sahada en başarılı oyuncular olarak Milan’dan Seedorf (2 gol attı ve atakları yönetti), Pirlo ve Jankulovski, Juve’den ise Marchionni ve Chiellini gözüktü. 3 yıldır Juve’de olan 1980 doğumlu sağ kanat oyuncusu Marchionni ilk golde asist yaptı, ikincisini ise kendisi attı. Son yıllarda transfere fazla para harcamayan Juventus, Chiellini’den sonra isimsiz Marchionni ve sol bek Molinaro’yu da vitrine çıkaracak gibi gözüküyor.

Milan’da altyapıdan gelen 1990 doğumlu sürpriz oyuncu Paloschi etkisiz kaldı. Defansın göbeğinde Nesta-Maldini ikilisinin eksikliği bariz bir şekilde hissedildi. Bunun yanısıra Kakà ve Zambrotta da beklenen performanslarını gösteremedi.

Zambrotta’nın düşüşü sürüyor. Avrupa Şampiyonası’ndaki Romanya maçında yaptığı hata ile Elena Santarelli’yi çıplak görmemizi de engellemişti !!!

2.Maç: Juventus - Inter : 1-0
Juventus: Buffon, Zebina, Legrotaglie, Knezevic, Molinaro (Chiellini), Camoranesi, Sissoko (Poulsen), Ekdal, Rossi, Del Piero, Amauri (Iaquinta).
Inter: Cesar, Maicon, Burdisso, Materazzi (Stankovic) (Crespo), Maxwell, Cambiasso, J.Zanetti, Vieira, Mancini, Balotelli (Figo), Adriano.
Gol: Iaquinta

Geçtiğimiz yılı Brezilya'da geçiren, yaşadığı sıkıntılar sonrası bir dönem Fenerbahçe'nin de gündemine gelen Adriano, Inter'in en başarılısıydı. Alkol sorunu ile gündeme gelen Brezilyalı, FB'ye gelse muhtemelen bu transfer çok eleştirilecekti ama görünen o ki eğer alınsaydı, en kötü ihtimalle, kârlı bir şekilde tekrar satılabilirdi. Halen çok güçlü ve etkili. Eto'o, Drogba gibi transfer dedikoduları gerçekleşmezse, bu sene Inter'in 1 no.lu tek forvet adayı.

Juve'nin en başarılıları ise golü atan Iaquinta ve Buffon'un yanısıra genç Rossi idi. Rossi'nin gençliği, Avrupa Şampiyonası sırasında ATV spikerinin tanıttığı genç Senna (!) gibi sanılmasın.

Stankovic sürekli ıslıklandı Juve taraftarlarınca. 2004'ten bu yana Inter'de olan Stankovic'in iyi oyununu seyrederken Emre'nin onun kadar yetenekli olmasına rağmen niye onun yaptıklarını yapamadığını düşünürdüm hep.

Bu devrenin en güzel anı ise son dakikada Del Piero'nun kullandığı ve bilardo topu gibi iki yan direğe çarpıp kaleye girmeyen frikikti.

3.Maç: Inter - Milan : 0-0 (Penaltılarla 3-4)
Milan: Abbiati, Oddo, Simic (Jankulovski), Digao, Favalli, Gattuso, Pirlo (Stresser), Ambrosini (Antonini), Seedorf (Brocchi), Kakà, Paloschi (Osuji).
Inter: Toldo, Maicon, Burdisso, Cambiasso, Maxwell, J.Zanetti (Jimenez), Dacourt, Muntari, Mancini (Balotelli) (Adriano), Figo, Crespo (Suazo).
Penaltılar: Adriano, Suazo, Santon; Kakà, Jankulovski, Brocchi, Digao.

Gattuso'nun da katılımıyla bu devrede Milan geçen yılki ideal orta beşlisini tamamladı.
Gattuso çok enteresan bir oyuncu. Ona karşı oynamayı kimsenin pek istediğini sanmam. En azından ben istemezdim. Kazara çalımlayacak olsanız dayak atacak gibi duruyor. Şaka bir yana, sert oynamasına rağmen son derece sempatik.
Kakà bu kez daha etkiliydi. Bu orta sahaya bu sene Ronaldinho ile Flamini ve hatta Emerson da girmek isteyecek. Rekabet zorlu olacak gibi görünüyor.

Abbiati ve Toldo penaltılarda çok başarılılardı.

Kendisini kaptanı olduğu Gana'nın en iyi oyuncusu olarak gören Appiah, Essien'den sonra Muntari'nin de geldiği noktayı gördüğünde iyice çılgına dönebilir.

Bu sonuçlarla kupayı Milan kazanırken, turnuvanın en değerli oyuncusu da beklendiği gibi Seedorf seçildi.

Son olarak; Ranieri'yi pek tutmam, ama takımı Juventus diğer ikisine göre daha hazır gözüktü. Eleme maçı oynayacak olmasından olabilir. Ancak diğerleri gibi takımına koyabilecek alternatif oyuncularının sayısının fazla olmadığını da belirtelim.

Les Faits Divers et Les Turcs

Quand vous lisez les journaux turcs, surtout la 3éme page, vous pouvez trouver les faits divers avec des photos tragiques. On ne peut pas trouver de photos comme celles-ci dans les journaux étrangers.

Mais pourquoi les Turcs aiment beaucoup lire ces nouvelles? La réponse est cachée dans leur vie. En général, ils gagnent moins, la plupart a un vie au bas des standards. Et quand ils lisent ces nouvelles, ils sont satisfaits pensant qu’il y en a d’autres qui sont dans une condition plus mauvaise. Ce qu’ils pensent, c’est “Grace à Dieu, nous n’avons pas leurs problèmes”.

Peut-être ce sont les Turcs, que Nietzsche racconte dans ses livres!

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Fenerbahçe Formaları 2008-2009







Galatasaray'ın ardından Fenerbahçe de fubol takımının yeni sezon formalarını tanıttı.

Fenerbahçe geçtiğimiz yıl klasik çubuklu formasının yanısıra, deplasman forması olacağını açıkladığı turkuaz ve tarihi renkler olan sarı-beyaz kalın çubuklu formalar ile farklılığı yakalamıştı ve bu formalar taraftarlarca benimsenmişti. Bu senekilerse tek kelime ile "olmamış". Yine de zevk ve yorum sizin...

"Olmamış" diye tabir edeceğim diğer formalarsa Beşiktaş'ın yakada bağcıklı 100.yıl forması ile Galatasaray'ın (yanılmıyorsam 10 yıl önce Manchester United'la oynadıkları sezondan sonra tasarladıkları) siyah formaları.
Üretici firmalar, yaratıcılık için fazla zaman harcamıyor galiba. Ne dersiniz?

24 Temmuz 2008 Perşembe

Fenerbahçe - S.Donetsk: 2-1

FB, Şampiyonlar Ligi ön elemesindeki MTK maçı öncesinde S.Donetsk ile karşılaştı dün akşam.

Geçen senelerden farklı olarak çift forvet (Semih-Güiza) ile oynayan FB'de orta saha Colin Kazım, Alex, Selçuk, Uğur Boral dörtlüsünden oluştu. Defansta ise geçen yılki ideal dörtlü ve kaleci Volkan Demirel bozulmamıştı, ki takımın en hazır bölgesi olarak göze çarptı.

Oyuncu bazında bakarsak, defans hattında R.Carlos'un diğerlerine kıyasla beklentileri karşılamadığını söylememiz gerekir. Özellikle Aragones'in Deivid ve Emre'nin takıma katılmasıyla Uğur ve Kazım gibi kanat oyuncularını yedeğe alma ihtimalini göz önünde bulundurursak, Gökhan Gönül ile birlikte hücumlarda orta sahayı altılama görevleri olacağından performansını artırıp daha fazla sorumluluk alması şart. Belki sakatlıktan çıkması ve sezon başı olmasının da etkisiyle henüz o seviyede görünmedi.

Uğur Boral, takımın en savruk oyuncusu olma özelliğini sürdürüyor. Ancak ilk golde güzel bir asist yapmayı başardı. Yine de şayet Emre takıma girecekse, yedek bankına dönecek olan oyuncu Uğur gibi görünüyor.

Çift forvete dönülmesiyle Alex de orta sahada oynamaya başladı ki bu maçta rakip kaleden uzaklaşmak zorunda kaldığını gördük. Emre'nin geriden oyun kurması ve Güiza ile Semih'in ileride pres yapmasıyla takım halinde daha ileriye gidilebilirse Alex'in etkinliği de artacaktır.
Aragones'in gelmesiyle Alex'in takımda yer bulamayacağını iddia eden ülkemiz futbol ulemalarının söylediğinin aksine Alex'in bu takımda her zaman oynayabileceği de muhakkak; hangi sistemle oynanırsa oynansın.

Güiza-Semih ikilisinden Güiza biraz daha önde oynuyor. İspanyol golcü, maçta girdiği üç pozisyonun birini golle sonuçlandırdı. Etkili ve istekliydi. Özellikle Semih'le birlikte ileride iyi pres yaptılar. Ancak bu anlarda arkadan Kazım ve Uğur'dan destek alamamalarını Güiza yadırgamış olmalı. Semih ise girdiği tek pozisyonu gole çevirmesinin yanısıra oyun kurulmasında da rol alarak başarılı bir maç çıkardı.

Gelelim Aurelio'nun yokluğuna. Defans ve Alex ile birlikte yıllardır takımın iskeletini oluşturan bu oyuncunun yokluğunda, bu maçta da belli oldu ki, Selçuk bu yeri dolduramaz. Selçuk, 2003 Konfederasyon Kupası'ndaki ümit veren performasından sonra bir türlü o beklenen çıkışı gerçekleştirip bir üst düzeye çıkamadı. Tekniğinin iyi olması ve özellikle uzun pas yüzdesinin yüksek olmasıyla oyunu iyi kuracak niteliklere sahip olmasına rağmen, baskı altında oynayamaması ve top ayağına gelmeden arkadaşlarının yerini tespit edip paslarını otomatik hale getirememesi gibi basit işleri halen yapamaması akıl alır gibi değil. İyi yanları çalışkanlığı ve yüksek topları kesebilmesi.

Son dakikalarda girenleri saymazsak, nispeten daha erken dakikalarda oyuna girip sol kanatta oynayan Gürhan ve Semih'in yerinde oynayan Burak iyi performans sergilediler diyebiliriz.

Rakip takım için söylenecek fazla birşey yok. Göze batan bir oyuncu olmadı. Bu nedenle as takımları olup olmadığı da anlaşılamadı. Türkiye'de futbol profesörü olarak görülen Lucescu'nun takımına öğrettiği profesyonel (!) faulleri izleyince, Lugano'nun faulleri bile daha sempatik ve futbolun içinde geliyor insana.

Son olarak FB'nin bu maçtaki en başarısız oyuncusu: Maraton Üst E veya F bloktaki coşkulu taraftarlar ile Migros Tribünü'nün arka sıralarında maç boyunca çırpınan 8-10 yaşlarındaki ufaklığı hariç tutarsak, 12 numara.

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Le Voile: Sous Un Autre Angle

Ces derniers jours, on discute en Turquie le port du voile dans les universités. Quand on regarde ce problème sous un autre angle, on peut voir que le problème n’est pas le voile. C’est l’esprit de la Republique turque.

Les opposants au voile estiment que les partisans constituent des menaces à la laïcite, et portent atteinte à l’âme de la Republique. Ils pensent que les partisans et le gouvernement en cours veulent changer le système en Turquie et mettre en vigueur un système islamique. C’est pourquoi ils considerent le voile comme le symbole de l’islam politique.

En revanche les partisans déclarent que personne ne peut être privé de son droit à l’éducation supérieure à cause du voile. Ils ajoutent qu’ils ne visent pas à changer le système de l’état.

La Turquie et le monde islamique n’ont pas vécu un Processus d’Eclairage que le monde chrétien ont vécu grace à les expériences de la Renaissance et de la Réforme. La Republique de Turquie a avancé et a adopté les réformes par les efforts de Mustafa Kemal Atatürk; soit avec un moyen volontaire soit avec un moyen autoritaire. Pendant ce temps-là, les femmes Turques ont obtenu beaucoup des droits modernes. Ils se sont adaptés aux vêtements modernes aussi. Mais aujourd’hui, quelques femmes preferent porter le voile et mettre des vêtements islamiques, même arabes, couvrant leurs visages et leurs corps.

Cette préférence d’une femme est incroyable, mais c’est sûr que c’est sa liberté individuelle. On ne peut pas changer leurs idées avec une interdiction. Avant 1989, le voile n’était pas interdit dans les universités et depuis l’interdiction les femmes portant le voile ont augmenté. Cela ne veut pas dire que c’est à cause de l’interdiction mais il est certain que cette interdiction n’a servi à rien. On doit faire d’autres choses pour changer leurs idées.

D’autre part, le gouvernement defend sa décision dans le cadre des libertés individuelles, mais ils doivent remarquer qu’en Turquie il y a plusieurs interdictions et obstacles dans l’area des libertés individuelles qui semblent prioritaires.

Pour conclure, il est certain que porter le voile est une liberté individuelle (cependant on doit remarquer que dans la fonction publique ce n’est pas la même chose). Et les séculiers doivent se battre contre le voile et l’islam politique mais l’interdiction n’est pas le vrai moyen.

20 Temmuz 2008 Pazar

Son Nokta...


Nazım Hikmet


OTOBİYOGRAFİ

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim

sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir.

AUTOBIOGRAFIA

Sono nato nel 1902
non sono più tornato
nella città natale
non amo i ritorni indietro
quando avevo tre anni
abitavo Alep
con mio nonno pascià
a 19 anni studiavo a Mosca
all'università comunista
a 49 ero a Mosca di nuovo
ospite del comitato centrale
del partito comunista
e dall'età di 14 anni
faccio il poeta

alcuni conoscon bene le varie specie
delle piante altri quelle dei pesci
io conosco le separazioni
alcuni enumerano a memoria i nomi
delle stelle io delle nostalgie

ho dormito in prigioni e anche in alberghi di lusso
ho sofferto la fame compreso lo sciopero della fame
e non c'è quasi pietanza
che non abbia assaggiata
quando avevo trent'anni hanno chiesto
la mia impiccagione
a 48 mi hanno proposto
per la medaglia della Pace
e me l'hanno data
a 36 ho traversato in sei mesi
i quattro metri quadrati
di cemento
della segregazione cellulare
a 59 sono volato
da Praga all'Avana
in diciotto ore

ero di guardia davanti alla bara di Lenin nel '24
e il mausoleo che visito sono i suoi libri
han provato a strapparmi dal mio Partito
non ci son riusciti
e non sono rimasto schiacciato
sotto gl'idoli crollati

nel '51 con un giovane compagno
ho camminato verso la morte
nel '52 col cuore spaccato ho atteso la morte
per quattro mesi sdraiato sul dorso

sono stato pazzamente geloso delle donne ch'ho amato
non ho invidiato nemmeno Charlot
ho ingannato le mie donne
non ho sparlato degli amici
dietro le loro spalle
ho bevuto ma non sono stato un bevitore
ho sempre guadagnato il mio pane
col sudore della mia fronte
che felicità

mi sono vergognato per gli altri e ho mentito
ho mentito per non far pena agli altri
ma ho anche mentito
senza nessun motivo
ho viaggiato in treno in areoplano in macchina
i più non possono farlo
sono stato all'Opera
i più non ci vanno non sanno
nemmeno che cosa sia
e dal '21 non sono entrato
in certi luoghi frequentati dai più
la moschea la sinagoga la chiesa
il tempio i maghi le fattucchiere
ma mi è capitato
di far leggere la mia sorte
nei fondi di caffè

le mie poesie sono pubblicate
in trenta o quaranta lingue
ma nella mia Turchia
nella mia lingua turca
sono proibite

il cancro non l'ho ancora avuto
non è necessario che l'abbia
non sarò primo ministro
d'altronde non ne ho voglia
anche non ho fatto la guerra
non sono sceso nei ricoveri
nel mezzo della notte
non ho camminato per le vie
sotto gli aerei in picchiata
ma verso i sessant'anni mi sono innamorato

in una parola compagni
anche se oggi a Berlino sono sul punto
di crepar di tristezza
posso dire di aver vissuto
da uomo
e quanto vivrò ancora
e quanto vedrò ancora
chi sa.

Çok Güzel Hareketler Bunlar



BKM Mutfak'ın genç oyuncuları tarafından hazırlanıp, Kanal D'de altı bölüm olarak yayınlanan Çok Güzel Hareketler Bunlar son dönemdeki en iyi komedi dizisi. Yılmaz Erdoğan, bir ara aşağı doğru giden kariyer çizgisini Organize İşler'le tekrar yükseklere çıkarmıştı. Bu prodüksiyonla da tiyatro-sinema ve TV dünyamız için ne kadar önemli bir isim olduğunu bir kez daha gösterdi. Şimdi tek bir falsosu var; Gülben Ergen'in kayınçosu olmak. O da kendi inisiyatifi dışında...

David Albelda


Fenerbahçe'nin Aurelio'nun ayrılışı sonrasında ön libero arayışında olduğu söyleniyor. Ön libero, Aragones'in İspanya'sında çok önemli bir mevkiydi. Senna, Xabi Alonso'dan sonra adı geçen son İspanyol Valencia'lı David Albelda. Valencia'nın Marchena ile birlikte en hırçın oyuncularından biri. Tribünlerde küfürü önlemek için yoğun çaba sarf eden yönetim Emre Belözoğlu'nun yanına Albelda'yı da koyarsa en hırçın, belki de çirkef göbeği oluşturacak...

18 Temmuz 2008 Cuma

Youtube ve Hasta Toplumumuz

"Herkese Merhaba"da dediğim gibi bu yazı bugün vertigodisorders'a yazdığım ve vertigo'dan alıntıladığım yazı.

Youtube ve Hasta Toplumumuz

Blog'a son yazının konmasından bugüne yaklaşık dört ay geçmiş. Son yazı Youtube adlı internet sitesine erişimin mahkeme kararıyla engelleniyor olması ile ilgili. Bugün Youtube yine kapalı. Kim bilir sebebi ne? Herhalde toplumumuzun hastalıklı zihniyetinin yeni bir tezahürü. Böyle bir zihniyet kimin tarafından yerleştirildiyse kutlamak gerekir. Silinmesi çok uzun zaman alacağa benzer.Bu hafta içinde ana haber bülteninde seyrettiğim bir haber bu kanımı daha da güçlendirdi. Konu, bu yaz mevsiminin baş aktörü "kene". Sokak röportajlarında, kenenin AB ülkeleri veya ABD tarafından uçaklardan topraklarımıza atıldığı yönünde azımsanmayacak sayıda kişinin iddiası var. Sebep basit: "Dünyanın en gelişmiş toplumuyuz. Bu yüzden bizi engellemeye çalışıyorlar. Türk'ün Türk'ten başka dostu yok!"Zaten yıllardır futbol maçlarını kaybetmemizin sebebi de buydu. Neyse ki son Avrupa Şampiyonası grup elemelerinde üstüste birkaç maç hakemler rakiplerimizin aleyhine garip kararlar verdiler de (Macaristan maçını hatırlayınız) bu kanımız bir nebze azaldı.Biliyorsunuz her yazın klasiği orman yangınlarını da Yunanistan ve PKK çıkarırdı. Son yıllarda artık kendimiz yangın çıkarmayı becermeye başladık.Sonra da demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü gibi gereksiz (!) konuları tartışıyoruz. (Gerçi onu da beceremiyoruz. Demokrasi havarileri görünenlere bakınca...).Neil kızacak ama Atatürk demokrasiye geçmekte gerçekten acele etmiş galiba. Bu toplum mümkünse düşünmesin ve fikir üretmesin. Üretecekler varsa da başka ülkelere göç ya da iltica etsin lütfen. Biz uyumaya devam etmekte kararlıyız.
Posted by ozguraul at 7/18/2008 08:04:00 PM

20 Mart 2008 Perşembe
Youtube.com'un kapatılması hakkında
Ben bu youtube.com 'un kapatılması olayına fena ayar olmuş durumdayım. Şu son bir kaç ay içerisinde bu karşılaştığım ikinci Youtube.com kapatılması vakası.İnternet sitelerinin kapatılması olayının abartıldığını düşünüyorum. Bu da parti kapatılması olayından çok da farklı bir konu değil aslında. "Neden" kapatıldığı konusunda bir fikrim yok ama bir takım tahminler yapabiliyorum. Muhtemelen yine Atatürk karşıtı bir video ile karşı karşıya kalındığı için kapatılmıştır. İyi de şimdi bu siteyi kapatmakla devlet kimi cezalandırıyor ?Bizim gibi masum kullanıcıların suçu ne?Eğer gücün varsa sadece o videoyu kaldırtacaksın. Ha, eğer yoksa da bırak da bari onun cezasını biz kullanıcılar verelim. Bu sitede bu var bunu kapatalım...şu sitede şu var şunu kapatalım...Çözüm mü bu ?Bakalım daha ne olaylarla karşılaşacağız?Ve ayrıca son bir cümle daha:Devlet kendi kendini komik duruma da düşürüyor. Bu siteyi farklı yollarla çalıştıran o kadar çok proxy (vekil) sunucu var ki... Onları da kapatın bari de tam olsun...
Posted by vErtigO at 3/20/2008 11:36:00 PM

Herkese Merhaba

Evet sonunda ben de bir blog sahibi olmaya karar verdim. Karar vermekle kalmadım, oldum da.

Bundan altı yedi ay önce blog'un tam olarak ne anlama geldiğini, ne işe yaradığını bile bilmediğim düşünülürse... Üniversiteden arkadaşlarım ortak blog yaratmaya karar verdi de ne olduğunu öğrendim (vertigodisorders.blogspot.com). Daha sonra Milliyet Gazetesi'nde Mehmet Demirkol acetobalsamico'nun muhteşem blog'unu önerdi. O blog'da kendimi buldum. Futbol ağırlıklı muhteşem bir blog ve yaratıcısı oğluna adını verecek derecede Raul hayranı. Üstüne üstlük aralara serpiştirdiği şarkılar ve hatun fotoğrafları benim zevkimin de yansımaları. O yüzden kendi blog'umu yaratmayı düşünmemiştim. Yukarıda bahsettiğim ortak blog'umuza da Fransızca derslerinde zorunlu olarak yazdığım kısa kompozisyonları koyup geçiştiriyordum.

Derken bugün vertigodisorders'a dört aydır yazmadığımızı farkedip bir yazı ekledim. Sonrasında birden kendimi kendi blog'umu yaratırken buldum. Bencilleşiyorum galiba...

Bu blog'da neler olacak, tam kestiremiyorum. Futbol ve diğer spor dallarının olacağı kesin, politika da olabilir, aceto gibi ben de şarkı sözleri ve güzel fotoğraflar eklerim herhalde. Sınırlama olmayacak sanırım.

Bu girizgâhı saymazsak ilk yazım da biraz önce vertigodisorders'a yazdığım yazı ve yazımın refere ettiği vertigo'nun yazısı olacak.

Vatana, millete hayırlı olsun...