Geçtiğimiz günlerde CHP'nin, Genel Başkan Deniz Baykal'ın bizzat katıldığı törenlerle, çarşaflı ve türbanlı kadınları partiye üye olarak kabul etmesiyle yeni bir tartışma başladı. CHP çizgisini bozuyor mu? Parti laiklikten uzaklaşıyor mu?
Saldırılar, Parti'nin içi de dahil olmak üzere değişik kesimlerden yoğun bir şekilde sürüyor. Samimi olunmadığını düşünenler de var, her seçim dönemi öncesi birbiriyle çelişen yeni, popülist bir söylem (birinde devrimci, bir diğerinde aşırı milliyetçi, şimdi de muhafazakâr, vb.) geliştirildiğini düşünenler de.
Saldıranlara söylenebilecekleri yeni Sorosçu (!) Can Dündar çok güzel ifade etmiş: "Siyasetin Türkiye’ye sağlayabileceği en büyük fayda, bu sosyalleşmedir. O yüzden CHP kendi sınırlarını aşmak, Türkiye’nin önünü açmak istiyorsa hızla kitleselleşmeli ve AKP’nin yaptığı gibi, kadını evinden dışarı, partiye, kursa, siyasete çekebilmelidir. Yakasına rozet takılan kişi, yarın rozetiyle kıyafeti arasında bir uyumsuzluk hisseder ve yeni arayışlara girerse siyaset, üzerine düşeni yapmış demektir".
Asıl gelmek istediğim konu bu değil. Özellikle bu kadınların hemcinsleri başta olmak üzere, bazılarının bu ve benzeri konulardaki tabir-i caizse şahince yaklaşımları. Hemcinsleri dediklerimin başındaysa Pınar Kür, Ruhat Mengi gibileri geliyor. Sorarsanız muhtemelen kendilerini "laik, Cumhuriyet kadınları" olarak tanımlayacak olan bu kadınların karşısında neyse ki Müjde Ar gibi olaylara daha sağlıklı, soğukkanlı, hümanist yaklaşabilenler var da içimiz bir nebze olsun rahat ediyor. NTV'deki programlarında (Haydi Gel Bizimle Ol) ikisinin de görüşlerini öğrenme olanağı bulduk; aslında daha ziyade Müjde Ar'ın görüşleri, Pınar Kür'ünse garip mimikleri. Müjde Ar, eğer samimilerse bu olayda eleştirilecek bir yan olmadığını, hatta olumlu bir gelişme olduğunu söylerken; Pınar Kür ise Çiğdem Anat'la birlikte bu tip insanların CHP gibi partilere üye olarak kabul edilmemeleri gerektiğine ve popülist bir politika izlenmekte olduğuna dair görüş belirttiler.
Amaç kadınlarımızın özgürleşmesi ise; bu onları dışlayarak değil, aksine aramıza alarak, belki de görmedikleri bir dünyayı, zihniyeti kendilerine göstererek başarılabilir. Yoksa onlara bakıp kendimizi daha akıllı, daha çağdaş sanarak değil. Araç ise; başkalarına bakıp kendimizi üstün görmek değil, herkese değişik yollar da olduğunu göstererek, ama son kararı yine de onlara bırakarak, daha sağlıklı bireylere ve sonucunda da topluma ulaşmak olmalıdır.
Kendilerini laik ve Cumhuriyetçi olarak tanımlamak isteyen ama Ruhat Mengi ve Pınar Kür ile aynı kefeye konmak istenmeyen büyük bir kesim de olduğunu belirtirken, çevirdiği filmlerle toplumumuzdaki cinsel tabuların yıkılmasında büyük rol oynayan Müjde Ar'ın bu konuda da öncü olmasını diliyoruz.
20 Kasım 2008 Perşembe
11 Kasım 2008 Salı
FB vs GS: 4-1
Geçen sene ligin ikinci yarısında GS'ın kazandığı maçın bir benzeri idi sanki de bu kez roller değişmişti. Bu defa kadrosu daha kaliteli gözüken GS kaybetti, daha istekli ve oyunu bozarak oynayan dar kadrolu FB kazandı; ama fark atarak: 4-1.
Belli oldu ki bu defans yapıları ile iki takımın da çift ön libero ve tek forvet ile oynaması daha mâkul, tabi ki forvetlerin yanında Alex ve Lincoln'ün oynaması kaydıyla. Çünkü defansların özellikle göbeği fazlasıyla ağır ve arkaya yaslanmadıkça ya da önde iki ön libero rakibi karşılamadıkça çok fazla açık veriyorlar. Maalesef ki iki takımda da "oyunu iki yönüyle oynayan" diye tabir edilen, yani hem teknik olup oyun kuran hem de agresif olup rakibin oyununu bozan orta saha oyuncuları yok. Buna en yakın örnek Ayhan Akman gibi duruyor ama onun da yıllardır değiştiremediği garip tavırları ile rakibi motive etmek gibi olumsuz bir özelliği var.
Meira eğer zorunluluktan orta sahada oynuyorsa, ki Volkan'ın isabetsiz degajlarını kafayla karşılamaktan başka yararı olmadı, Mehmet Güven'in kendini sorgulaması şart. Çünkü birçokları, özellikle de Mehmet Demirkol tarafından GS'ın altyapısından gelen oyuncuların en iyilerinden biri olarak gösteriliyordu. Bu alanda, artık cam adam sınıfına sokabileceğimiz Linderoth'u da saymazsak, Mehmet Topal veya Barış oynayabilir.
Maç öncesi sahayı gezmeye çıkan GS'lı oyuncular; Aydın ve Arda... Elli bine yakın FB taraftarının gürültüsünde kimsenin duymadığı yumruk şovları yapmak, FB taraftarını maça ısındırmaktan başka bir işe yaramadı. Bu tip derbi maçlarda en önemli olan şeylerden biri sinirlerine hakim olmak. Bunda FB'liler daha iyiydi sanki.
Ve son söz Deivid'e... Temmuz ayında ayağınız kırılsın, sonrasında anneniz vefat etsin ve siz cenazesine bile gidemeyecek durumda olun. Sonra gelin, 90 dakikayı iyi oynayıp kondisyon eksikliği ile zorlukla bitirirken 90+2'de öyle bir gol atın. Söylenecek hiçbirşey yok. Sezon sonu biten sözleşmesini uzatmak için yıllık 3 milyon dolar talep ettiğine dair söylentiler var. FB düşünmeden vermeli bu meblağı.
Belli oldu ki bu defans yapıları ile iki takımın da çift ön libero ve tek forvet ile oynaması daha mâkul, tabi ki forvetlerin yanında Alex ve Lincoln'ün oynaması kaydıyla. Çünkü defansların özellikle göbeği fazlasıyla ağır ve arkaya yaslanmadıkça ya da önde iki ön libero rakibi karşılamadıkça çok fazla açık veriyorlar. Maalesef ki iki takımda da "oyunu iki yönüyle oynayan" diye tabir edilen, yani hem teknik olup oyun kuran hem de agresif olup rakibin oyununu bozan orta saha oyuncuları yok. Buna en yakın örnek Ayhan Akman gibi duruyor ama onun da yıllardır değiştiremediği garip tavırları ile rakibi motive etmek gibi olumsuz bir özelliği var.
Meira eğer zorunluluktan orta sahada oynuyorsa, ki Volkan'ın isabetsiz degajlarını kafayla karşılamaktan başka yararı olmadı, Mehmet Güven'in kendini sorgulaması şart. Çünkü birçokları, özellikle de Mehmet Demirkol tarafından GS'ın altyapısından gelen oyuncuların en iyilerinden biri olarak gösteriliyordu. Bu alanda, artık cam adam sınıfına sokabileceğimiz Linderoth'u da saymazsak, Mehmet Topal veya Barış oynayabilir.
Maç öncesi sahayı gezmeye çıkan GS'lı oyuncular; Aydın ve Arda... Elli bine yakın FB taraftarının gürültüsünde kimsenin duymadığı yumruk şovları yapmak, FB taraftarını maça ısındırmaktan başka bir işe yaramadı. Bu tip derbi maçlarda en önemli olan şeylerden biri sinirlerine hakim olmak. Bunda FB'liler daha iyiydi sanki.
Ve son söz Deivid'e... Temmuz ayında ayağınız kırılsın, sonrasında anneniz vefat etsin ve siz cenazesine bile gidemeyecek durumda olun. Sonra gelin, 90 dakikayı iyi oynayıp kondisyon eksikliği ile zorlukla bitirirken 90+2'de öyle bir gol atın. Söylenecek hiçbirşey yok. Sezon sonu biten sözleşmesini uzatmak için yıllık 3 milyon dolar talep ettiğine dair söylentiler var. FB düşünmeden vermeli bu meblağı.
Sözün Bittiği Yer: Charlize Theron
Başlıkta sözün bittiği yer dedik ama aslında tam anlamıyla öyle değil. Çünkü Charlize Theron görüntüsü ile güzel, alımlı, seksi olduğu kadar talk-show'larda ya da röportajlarında, yani sözün başladığı yerlerde de sempatik ve cazip görünüyor.
Bir erkek bir kadında aradığı herşeyi onda bulabilir sanki. Güzellik, seksapel, zerafet, sempati, anaçlık ve hatta gerekirse de canilik! (bkz. Monster)
9 Kasım 2008 Pazar
Issız Adam (ve) Çağan Irmak
"Issız Adam, modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film. Metropol kalabalığı içinde yaşarken farkında olmadığımız, kaybettikten sonra değerini anladığımız insanlara, günlere ve daha birçok şeye dair buruk ama yine de umut dolu bir hikâye". Filmin kendi sitesinden alıntılanan yukarıdaki cümleler bile filmi anlatmaya yetmemiş, ki bizim burda kuracağımız cümleler de yersiz olacak. Sadece "İzleyip kendiniz karar verin" diyebiliriz.
Birçoğumuzun Asi Dizisi'ndeki kanka rolüyle tanıdığı Cemal Hünal, aynı sıcaklığı bu rolünde de vermeyi başarıyor. Melis Birkan, Yıldız Kültür ve diğerleri... Oyunculukların hepsi iyi.Ve müzikler... 30'lu yaşlardakiler ve daha küçüklere, pek tanımadıkları Nil Burak, Semiramis Pekkan şarkılarını filmin senaristi ve yönetmeni 38 yaşındaki Çağan Irmak tanıtıyor.
Mustafa Hakkında Herşey, Babam ve Oğlum, Ulak ve şimdi de Issız Adam. Son yıllarda hiçbir roman, film, tiyatro oyunu ya da şarkı Çağan Irmak'ın filmleri gibi duygu fırtınalarına sürüklemiyor. (Tabi bu akşam bir yenisi oynanacak FB-GS derbilerini saymazsak. Ee ama sonuçta bu da futbol ağırlıklı bir blog değil mi :))
Yıllanmış Şarap-1: Alessandro Del Piero
Bugün 9 Kasım 2008. Yıllanmış Şaraplar serisine bugün doğum günü olan Alessandro Del Piero ile başlamak en uygunu olacak.Evet, Alessandro Del Piero bugün 34 yaşını tamamladı ve geçen Çarşamba akşamı Real Madrid'e Santiago Barnebau'da attığı iki klas golle Juventus'un en büyük kozlarından biri olduğunu bir kez daha gösterdi.
1993 yılında geldiği Juventus'ta 2.sezonunda Roberto Baggio gibi bir yıldızın yerini almayı başaran isim bu sezonu saymazsak oynadığı 403 lig maçında attığı 176 golle takım tarihinin en golcü oyuncusu olmasının yanısıra formayı da en çok giyen oyuncusu. Serie B'ye düştüğünde gemisini terk etmeyen kaptan çok ağır sakatlıklar geçirmesine rağmen hep toparlanmasını bildi.
15 yılda Juventus'la Serie A'da 5, Şampiyonlar Ligi'nde 1 şampiyonluk yaşadı. Şampiyonlar Ligi tarihinin en golcü 6. oyuncusu. Hak ettiğinden az giydiğini düşündüğümüz İtalya Milli Takımı formasıyla milli takım tarihinin en çok gol atan oyuncular listesinde ilk beşte ve 2006'da Dünya Kupası'nı kazanma mutluluğunu da yaşadı.
90'lı yılların sonunda Türkiye'de forması en çok giyilen, ilginç favorileri en çok taklit edilen, kısaca en çok öykünülen Del Piero'nun önünde saygıyla eğiliyoruz.İyi ki varsın da biz de futboldan zevk alıyoruz.
7 Kasım 2008 Cuma
Arsenal - FB Maçı Değerlendirmeleri Üzerine
Aslında bu maç üzerine yazmayı düşünmüyordum ama o kadar garip maç yorumları okudum ki sessiz kalamadım.
Öncelikle Alex’in olmamasının FB’nin şansı olduğu iddiası.
Tam tabiriyle “saçmalığın daniskası”. Evet, FB’nin kalabalık bir orta saha ve tek forvetle deplasmana çıkma düşüncesi doğrudur ama bunun yolu Alex’in olmaması değildir. Forvetlerden birini, bana göre de Güiza’yı, yedeğe çekerek olabilirdi. Aksi halde iki gece önce gördüğümüz gibi maçı acınası bir şekilde gol pozisyonuna girmeden tamamlarsınız ve yemediğiniz gol için de şükredersiniz.
İkincisi FB’nin iyi oynadığıdır.
Maçın ilk çeyreği bittiğinde topu %70’li oranlarda rakibi kullanmış ve 3-4 pası üstüste yapamamış, gol pozisyonuna girmemiş, sadece 40 metreden atılmış iki şutla maçı tamamlamış bir takım için böyle birşeyden nasıl bahsedilir?
İlk maçta nerdeyse girdiği her pozisyonu golle sonuçlandıran Arsenal, ikinci maçta ise hemen hemen aynı sayıda pozisyona girmesine rağmen gol atmayı becerememiştir.
Skora göre yorum yapan yazarlara alışmıştık da bu seferkiler biraz abartılı oldu.
Son olarak da FB’nin gruptan çıkma şansı konusu. Bu maçta bir puan alınmasındansa, D.Kiev-Porto maçının berabere bitmesi şansı daha fazla artırırdı diye düşünüyorum.
Öncelikle Alex’in olmamasının FB’nin şansı olduğu iddiası.
Tam tabiriyle “saçmalığın daniskası”. Evet, FB’nin kalabalık bir orta saha ve tek forvetle deplasmana çıkma düşüncesi doğrudur ama bunun yolu Alex’in olmaması değildir. Forvetlerden birini, bana göre de Güiza’yı, yedeğe çekerek olabilirdi. Aksi halde iki gece önce gördüğümüz gibi maçı acınası bir şekilde gol pozisyonuna girmeden tamamlarsınız ve yemediğiniz gol için de şükredersiniz.
İkincisi FB’nin iyi oynadığıdır.
Maçın ilk çeyreği bittiğinde topu %70’li oranlarda rakibi kullanmış ve 3-4 pası üstüste yapamamış, gol pozisyonuna girmemiş, sadece 40 metreden atılmış iki şutla maçı tamamlamış bir takım için böyle birşeyden nasıl bahsedilir?
İlk maçta nerdeyse girdiği her pozisyonu golle sonuçlandıran Arsenal, ikinci maçta ise hemen hemen aynı sayıda pozisyona girmesine rağmen gol atmayı becerememiştir.
Skora göre yorum yapan yazarlara alışmıştık da bu seferkiler biraz abartılı oldu.
Son olarak da FB’nin gruptan çıkma şansı konusu. Bu maçta bir puan alınmasındansa, D.Kiev-Porto maçının berabere bitmesi şansı daha fazla artırırdı diye düşünüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)