22 Temmuz 2009 Çarşamba
23 Nisan 2009 Perşembe
FC Barcelona 2008/09
El Pipita
River Plate oyuncusuyken, iki yıl önce genç yetenek olarak 6,5 yıllık sözleşme imzaladığı Real Madrid'de yavaş yavaş da olsa gerçek bir yıldıza dönüşmeye başladı. Los Galacticos dönemi sonrası daha az yıldızlı bir kadroya sahip olan takımda, Van Nistelrooy ve Raul'un yedeği, bazen de sağ kanat oyuncusu olarak düşünülüyordu ama Van Nistelrooy'un sakatlığı sonrası sürekli oynamaya başladı ve gün geçtikçe performansını artırdı. Bu hafta içinde Getafe'ye attığı 2 gol de gösterdi ki Real'in Barcelona'nın peşini inatla bırakmamasında payı büyük.18 Nisan 2009 Cumartesi
The King is Back

Willie "The King" Solomon, normal sezonu NBA'de tamamladıktan sonra son iki sezon şampiyonluk yaşadığı Fenerbahçe'ye geri döndü.
FB, bu yıl TBL'de o gelene dek oynadığı maçlarda 18/26'lik bir galibiyet oranı yakalamıştı ki lider Efes Pilsen'in 24/26'lık oranının yanında çok zayıf oldukları aşikardı. (Neyse ki EP'nin yenilgilerinden biri FB'den). Solomon'un kişisel performansının yanısıra özellikle oyun kuruculuğuyla uzunların performansını artıracağı ve kritik dakikalarda sorumluluk alacağı da muhakkak.
Bu saatten sonra şampiyonluğa ortak olabilirler mi bilinmez ama Türk Telekom'un El Amin transferini de dikkate alırsak şampiyonluk mücadelesinin daha zevkli geçeceği kesin.
Slumdog Millionaire
16 Nisan 2009 Perşembe
Centilmenlik mi? Takım Ruhu Eksikliği mi?
Yukarıdaki fotoğraf, o kadar büyük olayların yaşandığı bir anda çekilmiş olması nedeniyle çok ilgi çekti. Acaba Carlos ve Lincoln burada centilmenlik mi sergilediler, yoksa takımla bütünleşme konusunda eksiklikleri mi vardı?Kati yorumum, takım ruhundaki eksikliktir. Bariz bir sokak kavgasının yaşandığı bir ortamda bu oyuncuların olayın olduğu bölgeye giderek, en azından Önder, M.Topal, Güiza, Yasin, Hakan Balta'nın yaptığı gibi kendi takım arkadaşlarını tutmaları gerekirdi. Umursamazlığından şikayetçi olduğumuz Colin Kazım bile fizik avantajı sayesinde kavganın büyümesini biraz sertçe ve arkadaşını koruyarak da olsa önlemeye çalışmıştır. Biraz sertçe dediğimiz tavrı da Arda ile Semih'in, belli ki biraz da yanlış anlamalarına bağlı olarak, kavgaya dahil olmalarına neden olmuştur.
Verilecek cezalara gelince; Arda, Emre Aşık, Lugano ve Semih'in ceza almaları kesindir. Sahanın kapatılması konusunda da, hormonlu Arda'nın sahaya girmesi sonrası, kimsenin itirazı olmayacaktır sanırım. (Bu arada Arda'nın kondisyonu konusundaki yoğun eleştirilerin üstüne hormonlu versiyonunun da orta sahaya kadar koşamadan dalağının şişmesi de komik bir rastlantı olmuştur). Ancak Volkan Demirel ve Sabri'nin ceza kuruluna sevkedilmeleri akıl alır gibi değil.
Sabri, sahada adaleti sağlayamayacak kadar korkak olan hakem Fırat Aydınus'la birlikte olayların baş sorumlusudur. 1.dakikadan itibaren tüm hakem kararlarına itiraz etmiş, hakem de bunu cezalandırmayarak diğer oyuncuların kendi adaletlerini aramasının yolunu açmıştır. Ama hakem tarafından cezalandırılmayan bu hareketleri, nasıl olur da Federasyon kurullarınca cezalandırılabilir? Evet Sabri tam da Fatih Terim'in istediği ve yetiştirdiği tarzda (karşılaştırınız daima milli Emre Belözoğlu, Emre Aşık, Ayhan Akman ile milli takımda pek istenmeyen Yıldıray Baştürk, Fatih Tekke, Ümit Özat) ligdeki en çirkef oyuncudur. TV'den seyredenlerin yakından gördüğü üzere vücudunda su yerine sümük bulunan bir oyuncudan da daha iyisini beklememek gerekir ama yine de gözden kaçmayacak şekilde yaptığı hareketler hakemce cezalandırılmadıkça Federasyonca da cezalandırılamaz. Ceza verilecek biri varsa, o da hakem Fırat Aydınus'tur.
Volkan konusundaki iddia da rakip takım taraftarlarını tahrik ettiği yönündedir. Kendisi de kasıklarımı Federasyonca da bilinen ağrılar nedeniyle kaşıdım şeklinde savunma yapmıştır. Aslında savunma yapmasına bile gerek yoktur. Çünkü direkt olarak yoruma bağlı bir cezalandırmaya gidilmeye çalışılmaktadır. Üstüne üstlük bahsedilen ağrılar konusunda bir rapor varsa söylenebilecek hiçbir şey yoktur.
Olaylara direkt karışmasına rağmen De Sanctis'in pas geçilmesi de ayrı bir tartışma konusudur.
15 Nisan 2009 Çarşamba
İlüzyon Bir Pozisyonla Futboldan Soğumak
Ama yine de bu keyfe limon sıkmayı başaran biri vardı. Star spikeri Uğur Önver. Maçı heyecanlı anlatma derdiyle gereksiz haykırışlar, aut pozisyonunda "goool" diye bağırıp sonrasında da "İlüzyon bir posizyondu" diye garip özürvari yorumlar, maç 3-2 Chelsea lehine döndüğünde "Liverpool bitti" gibisinden yorumuna Liverpool arka arkaya 2 golle cevap verince ne yapacağını bilememeler...
Sadece o da değil. Özellikle Star Spor Servisi'nden yetişme Ertem Şener, Sabri Ugan, işin duayeni olduğunu sanan İlker Yasin, geçen yıl FB'nin Şampiyonlar Ligi maçındaki yorumlarıyla duayenlerin duayeni olduğunu ispatlayan (!) Halit Kıvanç, ve hatta Güntekin Onay ve Okay Karacan bile maç anlatımları ve yorumlarıyla kabak tadı vermeyi sürdürüyorlar. Geriye kala kala NTV'den Ercan Taner ile biraz da TRT'den Yalçın Küçük kalıyor.
Spikerlerin üzerine bir de hakemlerimizi ekleyince zaten temposuz, zevksiz olan Turkcell Süper Lig'den iyice soğuyorsunuz.
2 Nisan 2009 Perşembe
29 Mart 2009 Pazar
İspanya vs Türkiye: 1-0
En çok korkulan bölge tandemdi. Ama Türkiye adına maçın en iyileri de Semih ve Volkan’la beraber onlardı. Emre Aşık’ı da Hakan Balta’yı da tebrik etmek lazım.
Kötü oynamadığımız ama gerekli hamleleri yapamadığımız bir maçı kaybettik. Şimdi Çarşamba gününü bekliyoruz. Bosna’nın deplasman galibiyeti sonrası bir galibiyet şart oldu gibi. Bakalım bu elemelerde de şansımız yaver gidecek mi?
26 Mart 2009 Perşembe
Subjektif Seçimler
24 Mart 2009 Salı
Yıllanmış Şarap-2: Pavel Nedved
20 yaşından sonra sadece üç kulüpte ve milli takımda geçmiş 17 yıllık bir kariyer:Çek Milli takımında 87 maç, 18 gol. 1996 Avrupa Şampiyonası’nda Almanya’ya karşı kaybedilmiş bir final.
1992-1996 arası dört sezon oynadığı Sparta Prag’da 3 lig ve 1 kupa şampiyonluğu.
1996-2001 arası oynadığı Lazio’da 1 lig, 2 kupa, 1 İtalya Süper Kupası ve 1 Kupa Galipleri Kupası.
2001’den beri oynadığı Juventus’ta 3 lig, 2 İtalya Süper Kupası şampiyonluğu.

Her zaman mütevazı, her sezon formda...
30 Ağustos 1972 doğumlu Pavel Nedved muhtemelen “Yaş 37 oldu, zirvedeyken bırakmalı” diye düşünüyor ama biz sezon sonu futbolu bırakmaktan vazgeçsin diye umutla bekliyoruz.
22 Mart 2009 Pazar
Aragones Kalsın, Ali Şen Gitsin !
Ali Şen'den bombardıman: “4-1´lik Kayseri yenilgisi sonrası Aragones´in gönderilmesini istedim. Ancak yönetim buna cesaret edemedi. Aziz Başkan beni dinlese, Fenerbahçe bugünleri yaşamazdı...”
Yukarıdaki satırları okuyunca önümüzdeki yıl da "Aragones kalsın" diyesi geliyor insanın.
Aziz Yıldırım'ın başarıları kendisininkini geçince, olgun adam pozlarında açıklamalar yaptı, güya onu göklere çıkardı. Zico'yu da beğenmiyordu, sonunda Yıldırım onun dediğini yaptı.
İlk yılında şampiyon olan ve ileriki yıllar için ümit veren kadroyu bozup Oğuz, Aykut ve Parreira'yı gönderen, Lazaroni'nin yönetiminde Tarık ve Bolic üzerine takım kurup yanlarına hemşehrileri Benhur, Saffet Sancaklı vb.'lerini getiren de oydu.
Fenerbahçe; Bayülken'di, Yılmaz'dı derken gruplarından kurtuldu, geriye bir tek O kaldı.
Doğrudur, Türk halkı genelde unutkandır, ama biz değiliz Ali Şen.
Çakma Sarıgül
19 Mart 2009 Perşembe
Rafa & Liverpool Beraberliği 2014'e Uzadı
Liverpool ve Rafael Benitez kontratlarını 2014'e kadar uzattılar. Benitez, bu süreyi tamamlaması halinde 10 yıl takımın başında kalmış olacak.Rafa yönetiminde geçen dört sezonda Premier Lig Şampiyonluğu kazanılamamasına ve bu yıl da hedeften uzaklaşılmasına rağmen sözleşme yenilenmesi sürpriz oldu. Tabi ki son günlerdeki 4-1'lik Real Madrid ve Manchester United galibiyetleri büyük etken olmuştur. Bakalım istikrar daha büyük başarılar getirecek mi?
(Liverpool, Rafa yönetiminde 2 Şampiyonlar Ligi finalinde (2005, 2007) bir şampiyonluk, 1 UEFA Süper Kupası ve İngiltere'de de 1 FA Cup şampiyonluğu kazandı.)
15 Mart 2009 Pazar
Ve Ümit Özat Bıraktı
Kazım Kazım: Duble Futbolcu Maşallah Duble
Kocaeli maçını izlerken "Acaba Colin Kâzım'ın sözleşmesi ne zaman bitiyor? Talibi çıkar mı?" diye düşünürken, bugün Milliyet Gazetesi'nde Yusuf Kobal'in haberini okuduk:Wrong
Kocaeli maçında Colin Kâzım'ı 75 dk oyunda tutarak kredisini bitirdi. O Colin ki iki haftadır kadroya bile alınmıyordu. Bu sezon hiçbir oyuncu bu kadar içten yuhalanmadı. Yeni bir yapılanma öncesi gelseydi belki daha kolay alışırdık. Ama Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final gören Zico'nun kadrosunun başına olmadı. Tercümanına bile alışamadık, gözlerimiz Samet'i arıyor.
I was born with the wrong sign
In the wrong house
With the wrong ascendancy
I took the wrong road
That led to the wrong tendencies
I was in the wrong place at the wrong time
For the wrong reason and the wrong rhyme
On the wrong day of the wrong week
I used the wrong method with the wrong technique
Wrong
Wrong
Gaziantep maçında 10 dk bile oynamadı ama kaptırdığı top gol oldu, sonrasında bacağını tutarak soyunma odasına koştu. 10 kişi oynayan takım beraberliği yakaladı. O maç öncesinde de haftalarca sakattı zaten. İşte o an Josico taraftar için bitmişti. Başkan'ın "Oynadığı oyunu görünce utanacaksınız" dediği adam bu muydu? Buysa kim utandı acaba?
Biraz abartılı olacak ama daha görmeden İspanya'dan bile soğuduk. Zaten küresel kriz sonrasında sanayisi en çok küçülen ülkeler sıralamasında da bizi geçip 1. oldular !!!10 Mart 2009 Salı
Mustafa Kemal'den TÜBİTAK'a Yanıt
Önce Yanıt:
"Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar."
Şimdi de günün haberi:
"... Kısa adı TÜBİTAK olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu’nda, Darwin krizi yaşanıyor. TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Dr. Çiğdem Atakuman, Evrim Teorisi’nin kurucusu Charles Darwin’i derginin Mart sayısının kapak konusu olarak belirlediği gerekçesiyle, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Cebeci tarafından görevden alındı. UNESCO, Darwin’in 200. doğum yıldönümü ve “Türlerin Kökeni” adlı eserinin yayımlanmasının 150. yılı nedeniyle 2009’u “Darwin Yılı” ilan etti. Tüm dünyanın en önemli bilim kurumları Darwin’i çeşitli aktivitelerle anarken, en prestijli bilim dergileri yazılar yayımladı. Atakuman da, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mart 2009 sayısının kapak konusu olarak belirlediği Darwin ile ilgili yazılara yer verdi. Ancak geçen hafta başında dergi basım aşamasındayken, Yayın Kurulu Üyesi de olan Prof. Dr. Cebeci, son anda bu yazıları dergiden çıkarttı ve Atakuman’ı 6 Mart’ta odasına çağırarak, yayın yönetmenliğinin yanı sıra vekâlet ettiği Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı’ndan da aldı. Resmi bildirimin ise kısa süre içerisinde yapılacağı öğrenildi...".
Şaka Olan Kim?
1) Üç yıl önce Mersin’e gelen Erdoğan’a, “Anamız ağladı” diyen ve “Ananı da al git” diye azar işiten çiftçi Öncel’in, Erdoğan’ın Mersin mitingi öncesi gece evi kuşatıldı. Öncel sabah da gözaltına alındı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, üç yıl önceki Mersin gezisinde kendisine tepki gösterince “Ananı da al git” dediği Mustafa Kemal Öncel (47), AKP’nin dünkü mitingi öncesi de gözaltına alındı. Erdoğan’ın kentten ayrılmasının ardından serbest bırakılan Öncel, “Potansiyel suçlu muamelesi görüyorum” dedi. Çiftçi Öncel, Mersin’e 11 Şubat 2006’da gelen Erdoğan’a “Çiftçinin hali ne olacak? Anamız ağladı. Hangi yüzle geliyorsun buraya!” diye bağırmıştı. Öncel’e tepki gösteren Erdoğan’ın “Ananı da al git” sözleri tartışma konusu olmuştu. Öncel, Erdoğan’ın seçim çalışmaları için 1 Temmuz 2007’de Mersin’e gelişi öncesi de bir süre gözaltına alınmıştı. Emniyet Müdürü Süleyman Ekizer, “Gözaltına alınmadı, misafir edildi. Kendisine çay servisi de yapıldı” demişti. (Milliyet - 09.03.2009)
* * *
2) ... Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın eşi Ahsen Unakıtan, hangi hastanede tedavinin yapılacağını belirlemek için Allah’tan yardım istediğini ve içine Cleveland’ın doğması üzerine ABD’ye gittiklerini söyledi. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, dönüşünde basının karşısına eşi Ahsen Unakıtan, torunları Taha ve Ömer’le birlikte çıktı. Ahsen Unakıtan, "Bakan" diye bahsettiği eşinin ameliyatıyla ilgili, "Rabbime şükrediyorum bakanı bizlere bağışladığı için. Hacettepe’de damarlarının tıkalı olduğu söylenince tabi ben hiç kabul edemedim. Ama bakan dedi ki: ’Eğer benim by-pass olmam gerekiyorsa ben hazırım. Çünkü artık ben millete mal oldum Ahsen, sade sana ait değil’ Onun üzerine boynumu büktüm, ama çok zor kabullendim. Şoka girdim. Öyleyse benim de bir ricam var dedim. Açtım ellerimi rabbime dedim ki ’Ya rabbi bu nerede olursa iyi olur. Ben şu anda hiçbir şey düşünemiyorum sen bana doğru yolu, bizim için hayırlı olacak yolu lütfen göster ve beni oraya yönelt’ diye gece dua ettim. Ve kendisine dedim ki ’Benim içime Amerika’daki Cleveland yatıyor. Eğer oraya gidersen önce rabbime sonra oraya emanet.’ ’Peki’ dedi ve o şekilde Amerika yolculuğumuz başladı" dedi. (Hürriyet - 05.03.2009)
* * *
3) Şimdi okuyacaklarınız hikaye değil. Ayniyle vaki. Ve Türk sporunun kimler tarafından, nasıl yönetildiğinin acı bir göstergesi. Gençlik ve Spor Genel Müdür vekili Yunus Akgül geçen hafta Kahramanmaraş’ı ziyaret eder. Maraşlı meslektaşlarımız sohbet sırasında, Türkiye’nin olimpiyat adaylığı ile ilgili bir soru sorar. Genel müdür vekili aynen şöyle der; “Önce tesis sorununu çözmemiz gerek. ‘Bakın biz bunları yaptık olimpiyatları da yaparız’ diyebilmeliyiz. Bu yüzden 2016’ya aday olmamayı düşünüyoruz ve kesinlikle olmayacağız. Fakat 2020’ye aday olacağız. Ciddi ciddi aday olacağız. Her şeyimizle hazır olarak aday olacağız...” Dikkat edin, bu ifadeler vekaleten de olsa Türk sporunu yöneten iki numaralı isme ait. Ne vahimdir ki o makamda oturan şahıs, 2016 Olimpiyat oyunlarına başvuru süresinin üzerinden yıllar geçtiğini, Türkiye’nin 2016 olimpiyatına adaylığından söz bile edilemeyeceğini, İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu’nun 15 Eylül 2007 tarihinde mevcut eksikliklerin ortadan kaldırılması amacıyla 2016’ya aday olunmayacağını açıkladığını bilmiyor! Daha ilginci, bu sözlerin sahibinin o açıklamanın altında imzası var! (Milliyet – Cemal Ersen – 07.03.2009)
* * *
Şaka gibi üç haber. Üçü de ülkeyi yönetenler hakkında. "Her toplum hakettiği şekilde yönetilir" lafını baz alırsak, ya bu haberlerin aktörleri şaka ya da toplum olarak biz şakayız.
Evet, evet. Galiba şaka olan biziz.
9 Mart 2009 Pazartesi
Kayseri vs FB: 0-2
FB'nin zor deplasmanları olması şampiyonluk yarışında dezavantaj olarak görülüyor ama zor maçlardaki konsantrasyonları bunu avantaja da dönüştürebilir. Son üç maçtaki performansları sezon başından beri ilk kez şampiyonluk için ümit veriyor.
Semih'in ilk golü atarken aldığı pozisyon, golcülük dersi; özellikle de Kayserisporlu oyuncuların aldıkları pozisyonlar göz önüne alınırsa. Gol vuruşu da gözden kaçmış olabilir ama ustaca. Aynı anda kaleye hareketlenen Edu, Lugano ve Deniz o vuruşu yapamazlardı. Ayrıca topu ileride tutarak, pres yaparak takımını ileri taşımayı da ihmal etmiyor. Dikkat ederseniz Gökhan Gönül geriden Semih'e uzun top atılır atılmaz ok gibi ileri fırlıyor. Bu da takımın bu anlamda ona ne kadar güvendiğinin göstergesi. Gerçi Kupa’daki Sivas maçında Semih topu kaptırınca Gönül'ün boşalttığı yerden golü yediler ama bu tolere edilebilecek bir hata oldu.
Gökhan Gönül yine çok etkili. Son maçlarda presi ileride başlatması yeni bir artısı. Ama halen ortaları çok etkili değil. Takımın en iyilerinden.
Edu formayı geri aldı, ama Önder son maçlarda gösterdiği performansla sanki birkaç maç daha oynamayı hakediyor gibiydi. Tek dezavantaj, Önder oynadığında Lugano'nun alışkanlığının tersine sol stoper oynamak zorunda kalması olabilir.
Uğur Boral, ligdeki Sivas maçındaki gibi kötüydü ve ilk yarı sonunda oyundan alındı. Arkasında Vederson oynadığında daha iyi oynuyor gibi bir intibâ oluştu ama R.Carlos da maça ağırlığını koyan oyuncu olunca oyundan çıkan Uğur oldu.
Bu maçta aksayan isim Emre oldu. Kötü oynamadı ama çok etkili gözükmedi. Cangele'ye saha kenarından yaptığı "boğaz kesme" hareketi sonrasında, Aragones çok akıllı bir hareketle onu oyundan aldı ama bir kişi eksik oynandığı ve Alex ile Semih'in de oyunda olduğu o dakikada Güiza'nın girmesi şaşırtıcıydı.
Volkan Demirel, Kayseri'nin tek hücum opsiyonu gibi görünen (ki ligde 23 maçta sadece 21 gol atabilmeleri de bunun göstergesi) Mehmet Topuz'un uzaktan şutlarında güven verdi. Ama Eren'in kramponu göğsünde 7 cm'lik yırtık açtığında sinirlerine hakim olamadı ve kırmızı kartı gördü. Geçen sene Lincoln ve Koller'e yaptıklarından sonra klasik haline geldi yorumları da yapılabilir ama muhtemelen o anda canı çok yandığından pek sağlıklı düşünemedi. Ki hareketi de çok sert değildi. O anda daha sert bir hareket de yapabilirdi.O pozisyonda Eren'in kart almaması düşündürücüydü. Hakeza M.Topuz'un Semih' yaptığı hareket sonrası sadece sarı kart görmesi ve maçın başında Deniz Barış'ın yaptığı 3. hafif faul sonrası sarı kart görürken Kayserili hiçbir oyuncunun kart görmemesi de.
Ve Alex... Avrupa'da bu tip oyuncular artık oynayamıyor yorumları çok revaçta. Attığı golde topu önüne alışı ve ters ayağıyla yaptığı vuruş bu yorumları yapanları haklı çıkarıyor!!!
Son paragraf da Tolunay Kafkas'a... R.Carlos daha yanına yaklaşmadan garip hareketlerine başlamış olmasına rağmen, “Elimi itti, ben de çekmesini söyledim. Burada biz atomu parçalamıyoruz, futboldan para kazanıyoruz. İnsanların isimleri önemli değil ama biraz daha mütevazı olmaları gerekir” açıklaması garipti. Bunu, Ertuğrul Sağlam'dan devraldığı takımı iki senedir bir adım ileri götürememiş olmasının yarattığı stresle açıklamak mümkün değil. Maç sonrasında R.Carlos'un Kafkas için "Adını bile sizden öğrendim" demesi de ona yakışmadı.
8 Mart 2009 Pazar
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
1 Mart 2009 Pazar
Depeche Mode @ İstanbul
FB vs Sivasspor : 4-2
Gökhan Gönül gibi 90 dakika ileri geri gidip gelen iyi bir beki olan takımın, bu oyuncusu ileri çıktığında arkasını doldurması lazım. Bunu da o tarafa yakın oynayan ön liberosu ile stoperinin organize etmesi şart. FB bunu yapmayınca bu yılki klasik gollerden birini daha yedi.
FB takım halinde çok hırslı ve iyi oynadı belki ama iki istisnai oyuncu vardı; Deivid ve Deniz. Deivid son maçlardaki kötü oyununa devam ettiği gibi mücadeleden kaçmasıyla da tepki topluyor. Deniz ise futbolunun belki de son yıllarını yaşamasına rağmen, top ayağına geldiğinde halen heyecanlı ve kritik pas hataları yapıyor. (Alternatifi Selçuk'un da aynı sıkıntıları yaşaması FB'nin en büyük şanssızlığı).
FB'nin hırsı üstteki fotoğrafta Uğur'un yüzünde de okunabilir.Semih; Güiza'nın ilk geldiği zaman yaptığından bile daha fazla pres yaptı, Güiza'nın aksine topu saklayarak takımının ileri gelmesini sağladı, gol vuruşu klastı.
Uğur, 2 gol attığı ve defansına maksimum yardımı yaptığı maçta o kadar çok efor sarfetti ki oyunu ayağına kramp girerek tamamladı. Aslında bu oyun düzeninde lig boyunca daha fazla gol atması lazım. Bunun için Tuncay'ı örnek alıp ceza sahasına daha fazla girmesi, ayrıca şutlarını düzeltmesi şart. Takımda bu kadar çok iyi şut atan oyuncu varken, onların yardımı ve ekstra çalışmalarla bunu sağlayabilir.
Alex, kafa toplarında bile vardı. Atılan gollerde hep rolü var. Uğur'a attırdığı golde, asisti ters ayağıyla yaptı ama %100 Futbol Programı'nda Güntekin Onay'ın da dediği gibi ters ayağı bile birçok oyuncunun normal zamanda kullandığından daha klas.
Emre'nin performansına da ayrıca yer açmak lazım. Halen en iyi zamanındaki Emre değil ama yine de FB orta sahasını yönetmeye başladı. Ayrıca oyunun her iki yönünde de var. Hırsı en üst seviyede.
Ve Lugano... Takımın ruhu. Eğer sezon sonu giderse FB için büyük kayıplar hanesine bir isim daha yazmak gerekecek. Bu arada Uruguaylı bu sezon ligdeki 6. golünü de attı.
Bütün bunlardan sonra, "FB niye bu durumda?" sorusu akla geliyor. Cevabı henüz bulunamadı!!! Deplasmanda bariz bir şekilde başarısız. Şu ana kadarki deplasman maçlarında sadece 10 gol atabilmiş, kazanma azmi hep en alt seviyede. Eğer haftaya Kayseri deplasmanında galip gelemezlerse, bu galibiyetin de hiçbir değeri kalmayacak.
Sivas'ı bu yıl ilk kez izleme olanağı buldum. Sezonun genelinde bu oyunu oynuyorlarsa, FB, GS, TS ve hatta BJK'a yazık oluyor. Taktik, M.Yıldız'a şişirilen uzun topları bu oyuncunun saklayıp takımı atağa kaldırılması üzerine kurulu gözüküyor ki normal şartlarda bu taktiğin uzun bir lig maratonunda tutmaması lazım ama bu da Turkcell Süper Lig! Orta saha oyuncularının, Musa Aydın da çıktıktan sonra, sadece rakibi bozmak için oynuyor görüntüsü vardı. Bu kadroyla lider olduğu için Bülent Uygun'u kutlamak lazım ama bu oyun büyük takımlarda teknik direktörlük yapabilmek için yeterli referans değil.
İlk yarı iki gol buldular ancak ikinci yarıda M.Yıldız'ın kafa vuruşu dışında pozisyonları yok. Yeni transfer Kamanan, eğer M.Yıldız'ın sezon sonu satılması planlanarak alındıysa gerçekten akıllıca bir transfer.
Son söz; özellikle ilk yarısıyla sezonun en zevkli maçlarından biriydi.
20 Şubat 2009 Cuma
Maradona-Mourinho Pazarlığı
Maradona, Genoa maçı sonrası Inter'in soyunma odasında. Malum en çok milli takım adayı oyuncusu orda; Samuel, Burdisso, Cambiasso, Javier Zanetti, Cruz, Crespo.17 Şubat 2009 Salı
Öksüz Kaldık
16 Şubat 2009 Pazartesi
Milano Derbisi-III: Inter:2 - Milan:1
Milan’da Kaka’nın yokluğu kadar Ancelotti’nin Pato’yu tek forvet oynatması da handikap yarattı. Zira Inzaghi oyuna girdikten sonra Pato gerilerden top alarak daha etkili oldu. Ne yazık ki Pipo’nun ofsayta düşme hastalığı ikinci golü bulmalarını engelledi.
İki takımın orta saha oyuncularına baktığınızda Milan daha ağır basar gibi görünüyor ama Gattuso ile Kaka’nın yokluğuna Pirlo’nun sakatlıktan yeni çıkmış olması da eklenince, Seedorf-Pirlo-Ambrosini-Beckham-Ronaldinho beşlisi, Stankovic-J.Zanetti-Cambiasso-Muntari dörtlüsü karşısında zayıf kaldı. Tabi ki buna Inter’in iki forveti Adriano ve İbra’nın etkili oyunu ve orta sahayı beşleyen Maicon’un performansı eklenince maç daha kolay hale geldi. Ama 2-0’dan sonra bir gol bulan Milan, Cesar her zamanki gibi formunda olmasa (ki Casillas, Buffon ve Van der Sar’la beraber dünya çapında ilk dörtte) beraberliği ve hatta galibiyeti bile alıp kaçabilirdi. Bu durumda lige de zevk gelirdi. Ancak Juve’nin Sampdoria beraberliğini de hesaba katarsak artık lig bitti gibi.
Parantez açılması gereken bir diğer oyuncu da Kaladze. Ama iyi değil kötü performansıyla. Yıllardır Milan gibi bir takımda nasıl olup da kalabildiğine şaştığım oyuncudur. Bu maçta zirve yaptı. Adeta takımının Can Arat’ıydı. Özellikle ilk yarıdaki bir pozisyonda önünden geçen topa müdahale edemediği gibi, pozisyona giren Adriano’nun rüzgârıyla yere de kapaklanıverdi. Gerçi en azından Adriano’nun rüzgârıyla yıkılıyor; Can Arat Hacettepe’li İbrahim Şahin’inkiyle ayakta duramamıştı.
Lugano’yu İtalyan takımlarının izlediği söylentisi ne derece doğru bilmiyorum ama zirvenin üç ortağında da rahatlıkla ilk 11’de oynar. Üstüne üstlük İtalyan futbolunun sertliği nedeniyle oynadığından da daha fazla zevk alır.FB Yönetimi önceleri sözleşmeleri bittikten sonra yenilemeye çalışıyordu (Tuncay, Aurelio). Şimdilerde sözleşmelerin son yılında çalışmalara başlayarak kendilerini geliştirdiklerini sanıyorlar ama yine de geç kalmış olabilirler.
10 Şubat 2009 Salı
Hazırlık Maçlarında Dünya Derbileri
Bu hafta hazırlık maçlarında Milli Takımlar arası derbi maçlar var:
10.02.2009 Salı, 21:45, Brezilya vs. İtalya - NTV Spor (Canlı)
11.02.2009 Çarşamba, 22:00, Fransa vs. Arjantin- NTV Spor (Canlı)
11.02.2009 Çarşamba, 23:00, İspanya vs. İngiltere - TRT (Canlı)
8 Şubat 2009 Pazar
1 Şubat 2009 Pazar
Semih vs. Güiza
Fenerbahçe uzun zamandır tek forvet oynuyor ve her transfer döneminde en çok parayı da bu forvet oyuncusu için harcıyor. Kezman'ın bonservisine 8, Güiza'nınkineyse 14 milyon euro ödendi. Yıllık ücretleri de 3,5'ar miyon euro. Yedek forvet ise hep hazır; Semih Şentürk.
Bu temel özelliklerin yanısıra rakipleri tanıma, taraftar tarafından sevilme ve daha da önemlisi takımın ikinci forveti ve vazgeçilmez oyuncusu Alex'le uyumu da dikkate alırsak Semih'in daha fazla öne çıktığı muhakkak oluyor.



























