22 Temmuz 2009 Çarşamba

23 Nisan 2009 Perşembe

FC Barcelona 2008/09


Büyülemeye devam ediyorlar...
Real Madrid inatla takip ediyor ama yakalaması zor görünüyor. Robben, Raul, Ramos, Casillas, Higuain ve Gago'nun emeklerine saygı duymakla birlikte, olur da geçerlerse bu takıma çok yazık olur.
Ama yine de rüya takım diyemiyoruz. Bir kaleci, bir sol bek ister.

El Pipita

River Plate oyuncusuyken, iki yıl önce genç yetenek olarak 6,5 yıllık sözleşme imzaladığı Real Madrid'de yavaş yavaş da olsa gerçek bir yıldıza dönüşmeye başladı. Los Galacticos dönemi sonrası daha az yıldızlı bir kadroya sahip olan takımda, Van Nistelrooy ve Raul'un yedeği, bazen de sağ kanat oyuncusu olarak düşünülüyordu ama Van Nistelrooy'un sakatlığı sonrası sürekli oynamaya başladı ve gün geçtikçe performansını artırdı. Bu hafta içinde Getafe'ye attığı 2 gol de gösterdi ki Real'in Barcelona'nın peşini inatla bırakmamasında payı büyük.

Bu yıl şu ana dek La Liga'da oynadığı 28 maçta (26'sı ilk 11, 2'si sonradan oyuna girerek) 18 gol kaydetti.

Melektaşı olan babası Jorge "El Pipa" Higuain'in Brest için oynadığı dönemde 10 Aralık 1987'de Fransa'da doğan Gonzalo Gerardo Higuain hangi milli takımı seçeceğine uzun süre karar verememişti. Sonunda Arjantin milli takımı için oynamak istediğini açıklayınca, Fransa da babası Arjantinli olan David Trezeguet'nin yerini aynı orijinli bir oyuncuyla doldurma şansını kaçırdı. "Kaçırdı" dedik ama Maradona'nın onu henüz milli takıma çağırmamış olduğunu da belirtelim.

18 Nisan 2009 Cumartesi

The King is Back


Willie "The King" Solomon, normal sezonu NBA'de tamamladıktan sonra son iki sezon şampiyonluk yaşadığı Fenerbahçe'ye geri döndü.

FB, bu yıl TBL'de o gelene dek oynadığı maçlarda 18/26'lik bir galibiyet oranı yakalamıştı ki lider Efes Pilsen'in 24/26'lık oranının yanında çok zayıf oldukları aşikardı. (Neyse ki EP'nin yenilgilerinden biri FB'den). Solomon'un kişisel performansının yanısıra özellikle oyun kuruculuğuyla uzunların performansını artıracağı ve kritik dakikalarda sorumluluk alacağı da muhakkak.

Bu saatten sonra şampiyonluğa ortak olabilirler mi bilinmez ama Türk Telekom'un El Amin transferini de dikkate alırsak şampiyonluk mücadelesinin daha zevkli geçeceği kesin.

Slumdog Millionaire

Slumdog Millionaire, yılın 8 Oscar'lı filmi. Sinema şaheseri olmadığı muhakkak ama Bollywood'dan çıkmış olması da ilginç.

Ümit Özat da başrolde sırıtmadan oynarmış hani !!!

16 Nisan 2009 Perşembe

Centilmenlik mi? Takım Ruhu Eksikliği mi?

Yukarıdaki fotoğraf, o kadar büyük olayların yaşandığı bir anda çekilmiş olması nedeniyle çok ilgi çekti. Acaba Carlos ve Lincoln burada centilmenlik mi sergilediler, yoksa takımla bütünleşme konusunda eksiklikleri mi vardı?

Kati yorumum, takım ruhundaki eksikliktir. Bariz bir sokak kavgasının yaşandığı bir ortamda bu oyuncuların olayın olduğu bölgeye giderek, en azından Önder, M.Topal, Güiza, Yasin, Hakan Balta'nın yaptığı gibi kendi takım arkadaşlarını tutmaları gerekirdi. Umursamazlığından şikayetçi olduğumuz Colin Kazım bile fizik avantajı sayesinde kavganın büyümesini biraz sertçe ve arkadaşını koruyarak da olsa önlemeye çalışmıştır. Biraz sertçe dediğimiz tavrı da Arda ile Semih'in, belli ki biraz da yanlış anlamalarına bağlı olarak, kavgaya dahil olmalarına neden olmuştur.

Verilecek cezalara gelince; Arda, Emre Aşık, Lugano ve Semih'in ceza almaları kesindir. Sahanın kapatılması konusunda da, hormonlu Arda'nın sahaya girmesi sonrası, kimsenin itirazı olmayacaktır sanırım. (Bu arada Arda'nın kondisyonu konusundaki yoğun eleştirilerin üstüne hormonlu versiyonunun da orta sahaya kadar koşamadan dalağının şişmesi de komik bir rastlantı olmuştur). Ancak Volkan Demirel ve Sabri'nin ceza kuruluna sevkedilmeleri akıl alır gibi değil.

Sabri, sahada adaleti sağlayamayacak kadar korkak olan hakem Fırat Aydınus'la birlikte olayların baş sorumlusudur. 1.dakikadan itibaren tüm hakem kararlarına itiraz etmiş, hakem de bunu cezalandırmayarak diğer oyuncuların kendi adaletlerini aramasının yolunu açmıştır. Ama hakem tarafından cezalandırılmayan bu hareketleri, nasıl olur da Federasyon kurullarınca cezalandırılabilir? Evet Sabri tam da Fatih Terim'in istediği ve yetiştirdiği tarzda (karşılaştırınız daima milli Emre Belözoğlu, Emre Aşık, Ayhan Akman ile milli takımda pek istenmeyen Yıldıray Baştürk, Fatih Tekke, Ümit Özat) ligdeki en çirkef oyuncudur. TV'den seyredenlerin yakından gördüğü üzere vücudunda su yerine sümük bulunan bir oyuncudan da daha iyisini beklememek gerekir ama yine de gözden kaçmayacak şekilde yaptığı hareketler hakemce cezalandırılmadıkça Federasyonca da cezalandırılamaz. Ceza verilecek biri varsa, o da hakem Fırat Aydınus'tur.

Volkan konusundaki iddia da rakip takım taraftarlarını tahrik ettiği yönündedir. Kendisi de kasıklarımı Federasyonca da bilinen ağrılar nedeniyle kaşıdım şeklinde savunma yapmıştır. Aslında savunma yapmasına bile gerek yoktur. Çünkü direkt olarak yoruma bağlı bir cezalandırmaya gidilmeye çalışılmaktadır. Üstüne üstlük bahsedilen ağrılar konusunda bir rapor varsa söylenebilecek hiçbir şey yoktur.

Olaylara direkt karışmasına rağmen De Sanctis'in pas geçilmesi de ayrı bir tartışma konusudur.

15 Nisan 2009 Çarşamba

İlüzyon Bir Pozisyonla Futboldan Soğumak

Dün gece Şampiyonlar Ligi'ndeki Chelsea-Liverpool ve B.Münih-Barcelona maçları sanırım herkesi yine futbol keyfinin doruklarına çıkardı. Özellikle Stanford Bridge'deki karşılaşma yorum yapmayı gerektirmeyecek kadar güzeldi.

Ama yine de bu keyfe limon sıkmayı başaran biri vardı. Star spikeri Uğur Önver. Maçı heyecanlı anlatma derdiyle gereksiz haykırışlar, aut pozisyonunda "goool" diye bağırıp sonrasında da "İlüzyon bir posizyondu" diye garip özürvari yorumlar, maç 3-2 Chelsea lehine döndüğünde "Liverpool bitti" gibisinden yorumuna Liverpool arka arkaya 2 golle cevap verince ne yapacağını bilememeler...

Sadece o da değil. Özellikle Star Spor Servisi'nden yetişme Ertem Şener, Sabri Ugan, işin duayeni olduğunu sanan İlker Yasin, geçen yıl FB'nin Şampiyonlar Ligi maçındaki yorumlarıyla duayenlerin duayeni olduğunu ispatlayan (!) Halit Kıvanç, ve hatta Güntekin Onay ve Okay Karacan bile maç anlatımları ve yorumlarıyla kabak tadı vermeyi sürdürüyorlar. Geriye kala kala NTV'den Ercan Taner ile biraz da TRT'den Yalçın Küçük kalıyor.

Spikerlerin üzerine bir de hakemlerimizi ekleyince zaten temposuz, zevksiz olan Turkcell Süper Lig'den iyice soğuyorsunuz.

29 Mart 2009 Pazar

İspanya vs Türkiye: 1-0

Önce İspanya’dan başlayalım. Orta dörtlüden ikisinin olmaması takımı kötü etkilemiş. Her ne kadar pas trafiği iyi işliyor gözükse de orta sahadan ileriye adam çıkaramadılar. Cazorla yetersiz, Xabi Alonso ise zaten oyunu geride oynuyor. Iniesta ve David Silva’nın adam eksiltmeleri ve delicilikleri arandı.
Forvette ise Torres çok etkiliydi, David Villa ise tam tersi.
Defansta Puyol büyük eksikliktir ama bu maçta çok hissedilmedi. Golü de bu bölgedeki Pique attı.
Türkiye’ye dönersek, takımın bundan önceki yıllarda en etkili isimleri olan Nihat ve Emre Belözoğlu çok çok etkisizdi. Onlara Arda da eklenince, işler iyice kötüleşti. İlk yarı çok iyi oynanıyor gözükülse de bunun sebebi daha ziyade İspanya’nın kendine güvenli ve sabırlı oyun tarzıydı. Orta sahada Aurelio da çok etkili gözükmedi . Kazandığı topları geriye oynama alışkanlığı sürüyor. Tuncay, ilk yarıda Arda’ya attığı gol pası dışında çok top kaybıyla oynadı. Yine de arkadaşlarına göre daha iyiydi. Bu bölgenin en etkili ismi; topları ileride tutması, saklaması ve iyi dağıtmasıyla Semih’ti. Ama her ne hikmetse, Terim orta sahayı kalabalık tutma mantığıyla onu oyundan aldı. Bir anlamda, çift forvetle başlayarak verdiği doğru kararı bozdu Terim. En önemli hatası ise Ramos’un bindirmeleri ile çok aksayan sol kanada önlem almaması oldu. Arda’nın çok fazla içeri kaçmasının üzerine İbrahim Üzülmez çok zor durumlarda kaldı. Bu arada ikinci yarıda Ramos’a attığı dirseği hakem kaçırdı. Sanırım herkesin ortak kanısı Tuncay ile Arda’nın kanat değiştirmesiydi. Hem Gökhan Gönül tek başına kanadını kapatacak kapasitede, hem de Tuncay genelde solda daha etkili. Bu yanlış karşısında Ramos maçın en iyi adamı oldu.

En çok korkulan bölge tandemdi. Ama Türkiye adına maçın en iyileri de Semih ve Volkan’la beraber onlardı. Emre Aşık’ı da Hakan Balta’yı da tebrik etmek lazım.

Kötü oynamadığımız ama gerekli hamleleri yapamadığımız bir maçı kaybettik. Şimdi Çarşamba gününü bekliyoruz. Bosna’nın deplasman galibiyeti sonrası bir galibiyet şart oldu gibi. Bakalım bu elemelerde de şansımız yaver gidecek mi?

26 Mart 2009 Perşembe

Subjektif Seçimler

En iyi kaleci: Iker Casillas

En iyi defans oyuncusu: Sergio Ramos


En iyi orta saha oyuncusu: Steven Gerrard


En iyi forvetler: Lionel Messi ve Zlatan Ibrahimovic
(Burda ayrım yapamadık ve iki kişi seçtik. Biri forvet biri striker ayırımıyla sıyırmaya çalışalım)


24 Mart 2009 Salı

Yıllanmış Şarap-2: Pavel Nedved

Geçen yıl 9 Kasım’da başladığımız Yıllanmış Şaraplar’ı unutacaktık ki Pavel Nedved’in Roma’ya attığı süper gol hafızamızı tazeledi.

20 yaşından sonra sadece üç kulüpte ve milli takımda geçmiş 17 yıllık bir kariyer:
Çek Milli takımında 87 maç, 18 gol. 1996 Avrupa Şampiyonası’nda Almanya’ya karşı kaybedilmiş bir final.
1992-1996 arası dört sezon oynadığı Sparta Prag’da 3 lig ve 1 kupa şampiyonluğu.
1996-2001 arası oynadığı Lazio’da 1 lig, 2 kupa, 1 İtalya Süper Kupası ve 1 Kupa Galipleri Kupası.
2001’den beri oynadığı Juventus’ta 3 lig, 2 İtalya Süper Kupası şampiyonluğu.

2003 yılı Avrupa’da Yılın Futbolcusu ödülü.

Her zaman mütevazı, her sezon formda...

30 Ağustos 1972 doğumlu Pavel Nedved muhtemelen “Yaş 37 oldu, zirvedeyken bırakmalı” diye düşünüyor ama biz sezon sonu futbolu bırakmaktan vazgeçsin diye umutla bekliyoruz.

22 Mart 2009 Pazar

Aragones Kalsın, Ali Şen Gitsin !

22.03.2009 tarihli Fanatik'ten;
Ali Şen'den bombardıman: “4-1´lik Kayseri yenilgisi sonrası Aragones´in gönderilmesini istedim. Ancak yönetim buna cesaret edemedi. Aziz Başkan beni dinlese, Fenerbahçe bugünleri yaşamazdı...”

Yukarıdaki satırları okuyunca önümüzdeki yıl da "Aragones kalsın" diyesi geliyor insanın.

Aziz Yıldırım'ın başarıları kendisininkini geçince, olgun adam pozlarında açıklamalar yaptı, güya onu göklere çıkardı. Zico'yu da beğenmiyordu, sonunda Yıldırım onun dediğini yaptı.

İlk yılında şampiyon olan ve ileriki yıllar için ümit veren kadroyu bozup Oğuz, Aykut ve Parreira'yı gönderen, Lazaroni'nin yönetiminde Tarık ve Bolic üzerine takım kurup yanlarına hemşehrileri Benhur, Saffet Sancaklı vb.'lerini getiren de oydu.

Fenerbahçe; Bayülken'di, Yılmaz'dı derken gruplarından kurtuldu, geriye bir tek O kaldı.
Doğrudur, Türk halkı genelde unutkandır, ama biz değiliz Ali Şen.

Çakma Sarıgül

Yazmayayım dedim ama dayanamadım. CHP'nin Şişli Belediye Başkan Adayı yine Sarıgül; Muharrem Sarıgül.

Doğru mu bilmem ama DSP adayı Mustafa Sarıgül onun için "Çakma Sarıgül" demiş. Ee yalan mı ama? Adlarının baş harfleri bile aynı. Hani Şişli okuma-yazma oranının düşük olduğu bir yer olsa çok garip şeyler olabilirdi.

Kate Bosworth

19 Mart 2009 Perşembe

Rafa & Liverpool Beraberliği 2014'e Uzadı

Liverpool ve Rafael Benitez kontratlarını 2014'e kadar uzattılar. Benitez, bu süreyi tamamlaması halinde 10 yıl takımın başında kalmış olacak.

Rafa yönetiminde geçen dört sezonda Premier Lig Şampiyonluğu kazanılamamasına ve bu yıl da hedeften uzaklaşılmasına rağmen sözleşme yenilenmesi sürpriz oldu. Tabi ki son günlerdeki 4-1'lik Real Madrid ve Manchester United galibiyetleri büyük etken olmuştur. Bakalım istikrar daha büyük başarılar getirecek mi?
(Liverpool, Rafa yönetiminde 2 Şampiyonlar Ligi finalinde (2005, 2007) bir şampiyonluk, 1 UEFA Süper Kupası ve İngiltere'de de 1 FA Cup şampiyonluğu kazandı.)

15 Mart 2009 Pazar

Ve Ümit Özat Bıraktı

Maalesef, Ümit Özat futbolu bırakmak zorunda kaldı.

İyi futbolcu iyi teknik adam olacak diye bir kural yoktur ama Ümit hayallerinden vazgeçmez, Köln Spor Akademisi'ne devam edip, sonrasında Daum'un yanında antrenörlük görevi de alabilirse muhakkak iyi bir teknik direktör olacaktır.

Kazım Kazım: Duble Futbolcu Maşallah Duble

Kocaeli maçını izlerken "Acaba Colin Kâzım'ın sözleşmesi ne zaman bitiyor? Talibi çıkar mı?" diye düşünürken, bugün Milliyet Gazetesi'nde Yusuf Kobal'in haberini okuduk:

"Futboluyla hayal kırıklığı yaratan yıldız futbolcu, ücretine zam ve yeni sözleşme istedi, aksi halde takımdan ayrılacağını bildirdi. Teknik Direktör Aragones’in iki hafta kadroya dahi almayıp, Kocaelispor maçında sakat Deivid’in yerine forma verdiği Kâzım, başarısız futboluna ve yuhalanmasına rağmen babası aracılığıyla Fenerbahçe yönetiminden ilginç isteklerde bulundu. Kulüple olan sözleşmesi devam eden genç futbolcu, Türkiye’de kalmak için ücretine zam, sözleşmesine de uzatma isterken, aksi taktirde sarı-lacivertli takımdan ayrılacağını bildirdi. Önümüzdeki günlerde konuyu görüşmek üzere Türkiye’ye gelecek olan babası Rodney Richards, yönetimden görüşme talep edip, şartlarını sıralayacak. Bu isteklerini aracılar ile yönetime duyuran Kazım’ın babası Richards’ın, 5 yıllık sözleşme ve şimdi kazandığının 2 misli yıllık ücret ile şartlarının iyileştirilmesini talep edeceği kaydedildi."
Babası oynadıkları reklâmı gerçek sandı herhalde ki çocuğunun ücretinin iki katına çıkarılmasını talep etmiş.
Aziz Yıldırım'ın Aragones'i yıl sonuna kadar tutma kararını destekledik ama bu kez de o taraftarı dinlesin ve sezon sonu Colin'i satış listesine koysun. Hayatın gerçekleriyle yüzleşerek olgunlaşır belki. Ya da daha iyisi yüzleşmemeyi seçer ve neresi olursa olsun gider. Kaymaklı ekmek kadayıfı ise Fatih Terim'in bir kulüp takımı çalıştırmaya başlayarak onu bonservis bedeli ödeyerek transfer etmesi olur. Tuncay ve Aurelio'yu (muhtemelen bu sene de Lugano'yu) bonservis bedelsiz kaptıran FB yönetimi uzun zaman sonra ilk kez bir oyuncuyu da bedelli satmış olur belki.

Wrong

Kocaeli maçında Colin Kâzım'ı 75 dk oyunda tutarak kredisini bitirdi. O Colin ki iki haftadır kadroya bile alınmıyordu. Bu sezon hiçbir oyuncu bu kadar içten yuhalanmadı. Yeni bir yapılanma öncesi gelseydi belki daha kolay alışırdık. Ama Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final gören Zico'nun kadrosunun başına olmadı.
Tercümanına bile alışamadık, gözlerimiz Samet'i arıyor.


I was born with the wrong sign
In the wrong house
With the wrong ascendancy
I took the wrong road
That led to the wrong tendencies
I was in the wrong place at the wrong time
For the wrong reason and the wrong rhyme
On the wrong day of the wrong week
I used the wrong method with the wrong technique
Wrong
Wrong
Gaziantep maçında 10 dk bile oynamadı ama kaptırdığı top gol oldu, sonrasında bacağını tutarak soyunma odasına koştu. 10 kişi oynayan takım beraberliği yakaladı. O maç öncesinde de haftalarca sakattı zaten. İşte o an Josico taraftar için bitmişti. Başkan'ın "Oynadığı oyunu görünce utanacaksınız" dediği adam bu muydu? Buysa kim utandı acaba?

There's something wrong with me chemically
Something wrong with me inherently
The wrong mix in the wrong genes
I reached the wrong ends by the wrong means
It puts the wrong plan
In the wrong hands
With the wrong theory for the wrong man
The wrong lies, on the wrong vibes
The wrong questions with the wrong replies
Wrong
Wrong

Sivas maçında Uğur sakatlanınca 8 dakika kala oyuna girdi. Top ilk kez kendisine geldiğinde bacakları titriyordu. Aynı rolü önceki yıl Denizli maçında Kezman da oynamıştı. En azından Kezman o maçta gol atmayı başarmıştı. Güiza, Kezman derken olan Semih'e oluyor.

I was marching to the wrong drum
With the wrong scum
Pissing out the wrong energy
Using all the wrong lines
And the wrong signs
With the wrong intensity
I was on the wrong page of the wrong book
With the wrong rendition of the wrong hook
Made the wrong move, every wrong night
With the wrong tune played till it sounded right yah
Wrong
Wrong

Too long
Wrong

Biraz abartılı olacak ama daha görmeden İspanya'dan bile soğuduk. Zaten küresel kriz sonrasında sanayisi en çok küçülen ülkeler sıralamasında da bizi geçip 1. oldular !!!

I was born with the wrong sign
In the wrong house
With the wrong ascendancy
I took the wrong road
That led to the wrong tendencies
I was in the wrong place at the wrong time
For the wrong reason and the wrong rhyme
On the wrong day of the wrong week
I used the wrong method with the wrong technique
Wrong

10 Mart 2009 Salı

Mustafa Kemal'den TÜBİTAK'a Yanıt

Mustafa Kemal'in Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip'in soruna yanıtı sizce de TÜBİTAK'ın son kararına verilmiş gibi değil mi?

Önce Yanıt:
"Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar."

Şimdi de günün haberi:
"... Kısa adı TÜBİTAK olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu’nda, Darwin krizi yaşanıyor. TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Dr. Çiğdem Atakuman, Evrim Teorisi’nin kurucusu Charles Darwin’i derginin Mart sayısının kapak konusu olarak belirlediği gerekçesiyle, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Cebeci tarafından görevden alındı. UNESCO, Darwin’in 200. doğum yıldönümü ve “Türlerin Kökeni” adlı eserinin yayımlanmasının 150. yılı nedeniyle 2009’u “Darwin Yılı” ilan etti. Tüm dünyanın en önemli bilim kurumları Darwin’i çeşitli aktivitelerle anarken, en prestijli bilim dergileri yazılar yayımladı. Atakuman da, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mart 2009 sayısının kapak konusu olarak belirlediği Darwin ile ilgili yazılara yer verdi. Ancak geçen hafta başında dergi basım aşamasındayken, Yayın Kurulu Üyesi de olan Prof. Dr. Cebeci, son anda bu yazıları dergiden çıkarttı ve Atakuman’ı 6 Mart’ta odasına çağırarak, yayın yönetmenliğinin yanı sıra vekâlet ettiği Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı’ndan da aldı. Resmi bildirimin ise kısa süre içerisinde yapılacağı öğrenildi...".

Dayana Mendoza

2008 Kâinat Güzeli Venezuela'lı Dayana Mendoza









Şaka Olan Kim?

Türkiye'den üç ayrı haber:

1) Üç yıl önce Mersin’e gelen Erdoğan’a, “Anamız ağladı” diyen ve “Ananı da al git” diye azar işiten çiftçi Öncel’in, Erdoğan’ın Mersin mitingi öncesi gece evi kuşatıldı. Öncel sabah da gözaltına alındı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, üç yıl önceki Mersin gezisinde kendisine tepki gösterince “Ananı da al git” dediği Mustafa Kemal Öncel (47), AKP’nin dünkü mitingi öncesi de gözaltına alındı. Erdoğan’ın kentten ayrılmasının ardından serbest bırakılan Öncel, “Potansiyel suçlu muamelesi görüyorum” dedi. Çiftçi Öncel, Mersin’e 11 Şubat 2006’da gelen Erdoğan’a “Çiftçinin hali ne olacak? Anamız ağladı. Hangi yüzle geliyorsun buraya!” diye bağırmıştı. Öncel’e tepki gösteren Erdoğan’ın “Ananı da al git” sözleri tartışma konusu olmuştu. Öncel, Erdoğan’ın seçim çalışmaları için 1 Temmuz 2007’de Mersin’e gelişi öncesi de bir süre gözaltına alınmıştı. Emniyet Müdürü Süleyman Ekizer, “Gözaltına alınmadı, misafir edildi. Kendisine çay servisi de yapıldı” demişti. (Milliyet - 09.03.2009)

* * *

2) ... Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın eşi Ahsen Unakıtan, hangi hastanede tedavinin yapılacağını belirlemek için Allah’tan yardım istediğini ve içine Cleveland’ın doğması üzerine ABD’ye gittiklerini söyledi. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, dönüşünde basının karşısına eşi Ahsen Unakıtan, torunları Taha ve Ömer’le birlikte çıktı. Ahsen Unakıtan, "Bakan" diye bahsettiği eşinin ameliyatıyla ilgili, "Rabbime şükrediyorum bakanı bizlere bağışladığı için. Hacettepe’de damarlarının tıkalı olduğu söylenince tabi ben hiç kabul edemedim. Ama bakan dedi ki: ’Eğer benim by-pass olmam gerekiyorsa ben hazırım. Çünkü artık ben millete mal oldum Ahsen, sade sana ait değil’ Onun üzerine boynumu büktüm, ama çok zor kabullendim. Şoka girdim. Öyleyse benim de bir ricam var dedim. Açtım ellerimi rabbime dedim ki ’Ya rabbi bu nerede olursa iyi olur. Ben şu anda hiçbir şey düşünemiyorum sen bana doğru yolu, bizim için hayırlı olacak yolu lütfen göster ve beni oraya yönelt’ diye gece dua ettim. Ve kendisine dedim ki ’Benim içime Amerika’daki Cleveland yatıyor. Eğer oraya gidersen önce rabbime sonra oraya emanet.’ ’Peki’ dedi ve o şekilde Amerika yolculuğumuz başladı" dedi. (Hürriyet - 05.03.2009)

* * *

3) Şimdi okuyacaklarınız hikaye değil. Ayniyle vaki. Ve Türk sporunun kimler tarafından, nasıl yönetildiğinin acı bir göstergesi. Gençlik ve Spor Genel Müdür vekili Yunus Akgül geçen hafta Kahramanmaraş’ı ziyaret eder. Maraşlı meslektaşlarımız sohbet sırasında, Türkiye’nin olimpiyat adaylığı ile ilgili bir soru sorar. Genel müdür vekili aynen şöyle der; “Önce tesis sorununu çözmemiz gerek. ‘Bakın biz bunları yaptık olimpiyatları da yaparız’ diyebilmeliyiz. Bu yüzden 2016’ya aday olmamayı düşünüyoruz ve kesinlikle olmayacağız. Fakat 2020’ye aday olacağız. Ciddi ciddi aday olacağız. Her şeyimizle hazır olarak aday olacağız...” Dikkat edin, bu ifadeler vekaleten de olsa Türk sporunu yöneten iki numaralı isme ait. Ne vahimdir ki o makamda oturan şahıs, 2016 Olimpiyat oyunlarına başvuru süresinin üzerinden yıllar geçtiğini, Türkiye’nin 2016 olimpiyatına adaylığından söz bile edilemeyeceğini, İstanbul Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu’nun 15 Eylül 2007 tarihinde mevcut eksikliklerin ortadan kaldırılması amacıyla 2016’ya aday olunmayacağını açıkladığını bilmiyor! Daha ilginci, bu sözlerin sahibinin o açıklamanın altında imzası var! (Milliyet – Cemal Ersen – 07.03.2009)

* * *

Şaka gibi üç haber. Üçü de ülkeyi yönetenler hakkında. "Her toplum hakettiği şekilde yönetilir" lafını baz alırsak, ya bu haberlerin aktörleri şaka ya da toplum olarak biz şakayız.

Evet, evet. Galiba şaka olan biziz.

9 Mart 2009 Pazartesi

Kayseri vs FB: 0-2

Son iki Sivas maçında formda ve daha oturmuş bir takım görüntüsü veren FB, Kayseri'yi de 40 dk. 10 kişi oynamasına rağmen yendi: 2-0.

FB'nin zor deplasmanları olması şampiyonluk yarışında dezavantaj olarak görülüyor ama zor maçlardaki konsantrasyonları bunu avantaja da dönüştürebilir. Son üç maçtaki performansları sezon başından beri ilk kez şampiyonluk için ümit veriyor.

Semih'in ilk golü atarken aldığı pozisyon, golcülük dersi; özellikle de Kayserisporlu oyuncuların aldıkları pozisyonlar göz önüne alınırsa. Gol vuruşu da gözden kaçmış olabilir ama ustaca. Aynı anda kaleye hareketlenen Edu, Lugano ve Deniz o vuruşu yapamazlardı. Ayrıca topu ileride tutarak, pres yaparak takımını ileri taşımayı da ihmal etmiyor. Dikkat ederseniz Gökhan Gönül geriden Semih'e uzun top atılır atılmaz ok gibi ileri fırlıyor. Bu da takımın bu anlamda ona ne kadar güvendiğinin göstergesi. Gerçi Kupa’daki Sivas maçında Semih topu kaptırınca Gönül'ün boşalttığı yerden golü yediler ama bu tolere edilebilecek bir hata oldu.

Gökhan Gönül yine çok etkili. Son maçlarda presi ileride başlatması yeni bir artısı. Ama halen ortaları çok etkili değil. Takımın en iyilerinden.

Edu formayı geri aldı, ama Önder son maçlarda gösterdiği performansla sanki birkaç maç daha oynamayı hakediyor gibiydi. Tek dezavantaj, Önder oynadığında Lugano'nun alışkanlığının tersine sol stoper oynamak zorunda kalması olabilir.

Uğur Boral, ligdeki Sivas maçındaki gibi kötüydü ve ilk yarı sonunda oyundan alındı. Arkasında Vederson oynadığında daha iyi oynuyor gibi bir intibâ oluştu ama R.Carlos da maça ağırlığını koyan oyuncu olunca oyundan çıkan Uğur oldu.

Bu maçta aksayan isim Emre oldu. Kötü oynamadı ama çok etkili gözükmedi. Cangele'ye saha kenarından yaptığı "boğaz kesme" hareketi sonrasında, Aragones çok akıllı bir hareketle onu oyundan aldı ama bir kişi eksik oynandığı ve Alex ile Semih'in de oyunda olduğu o dakikada Güiza'nın girmesi şaşırtıcıydı.

Volkan Demirel, Kayseri'nin tek hücum opsiyonu gibi görünen (ki ligde 23 maçta sadece 21 gol atabilmeleri de bunun göstergesi) Mehmet Topuz'un uzaktan şutlarında güven verdi. Ama Eren'in kramponu göğsünde 7 cm'lik yırtık açtığında sinirlerine hakim olamadı ve kırmızı kartı gördü. Geçen sene Lincoln ve Koller'e yaptıklarından sonra klasik haline geldi yorumları da yapılabilir ama muhtemelen o anda canı çok yandığından pek sağlıklı düşünemedi. Ki hareketi de çok sert değildi. O anda daha sert bir hareket de yapabilirdi.

O pozisyonda Eren'in kart almaması düşündürücüydü. Hakeza M.Topuz'un Semih' yaptığı hareket sonrası sadece sarı kart görmesi ve maçın başında Deniz Barış'ın yaptığı 3. hafif faul sonrası sarı kart görürken Kayserili hiçbir oyuncunun kart görmemesi de.

Ve Alex... Avrupa'da bu tip oyuncular artık oynayamıyor yorumları çok revaçta. Attığı golde topu önüne alışı ve ters ayağıyla yaptığı vuruş bu yorumları yapanları haklı çıkarıyor!!!

Son paragraf da Tolunay Kafkas'a... R.Carlos daha yanına yaklaşmadan garip hareketlerine başlamış olmasına rağmen, “Elimi itti, ben de çekmesini söyledim. Burada biz atomu parçalamıyoruz, futboldan para kazanıyoruz. İnsanların isimleri önemli değil ama biraz daha mütevazı olmaları gerekir” açıklaması garipti. Bunu, Ertuğrul Sağlam'dan devraldığı takımı iki senedir bir adım ileri götürememiş olmasının yarattığı stresle açıklamak mümkün değil. Maç sonrasında R.Carlos'un Kafkas için "Adını bile sizden öğrendim" demesi de ona yakışmadı.

8 Mart 2009 Pazar

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Yukarıdaki fotoğraf, FB'nin resmi internet sitesinden. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü Aragones ve bazı futbolcuların eşleri ile birlikte bulunduğu karelerden bir kolajla kutlamışlar.

Roberto Carlos'un bulunduğu kare de biraz manidâr olmuş !!!

1 Mart 2009 Pazar

Depeche Mode @ İstanbul

Depeche Mode, 14 Mayıs 2009'da 3.kez İstanbul'da. Yer: Santral İstanbul

Yeni albüm "Sounds of the Universe"; Avrupa'da 20 Nisan, Kuzey Amerika'da 21 Nisan'da piyasada.
İlk single "Wrong" ise aşağıdaki linkte:

FB vs Sivasspor : 4-2

Sivas maça golle başladı ama bu, Bülent Uygun'un rakip sahada öncelikle oyunu tutup 2.yarıda Balili'yi de oyuna alarak yüklenme planını bozdu. Üstüne üstlük, arkasına GS maçı haricinde bu coşkuyu göstermemiş taraftarını da alan FB, atılan gole santrasında cevap verince maçın zor geçeceği de belli oldu. FB yediği ikinci gole de çabuk cevap verince, Sivas için iş iyice zorlaştı. Sonrasında devre bitmeden FB üçüncü golü de buldu. İkinci yarıda da bir gol daha bularak lideri 4-2 yendi.

Gökhan Gönül gibi 90 dakika ileri geri gidip gelen iyi bir beki olan takımın, bu oyuncusu ileri çıktığında arkasını doldurması lazım. Bunu da o tarafa yakın oynayan ön liberosu ile stoperinin organize etmesi şart. FB bunu yapmayınca bu yılki klasik gollerden birini daha yedi.

FB takım halinde çok hırslı ve iyi oynadı belki ama iki istisnai oyuncu vardı; Deivid ve Deniz. Deivid son maçlardaki kötü oyununa devam ettiği gibi mücadeleden kaçmasıyla da tepki topluyor. Deniz ise futbolunun belki de son yıllarını yaşamasına rağmen, top ayağına geldiğinde halen heyecanlı ve kritik pas hataları yapıyor. (Alternatifi Selçuk'un da aynı sıkıntıları yaşaması FB'nin en büyük şanssızlığı).

FB'nin hırsı üstteki fotoğrafta Uğur'un yüzünde de okunabilir.

Semih; Güiza'nın ilk geldiği zaman yaptığından bile daha fazla pres yaptı, Güiza'nın aksine topu saklayarak takımının ileri gelmesini sağladı, gol vuruşu klastı.

Uğur, 2 gol attığı ve defansına maksimum yardımı yaptığı maçta o kadar çok efor sarfetti ki oyunu ayağına kramp girerek tamamladı. Aslında bu oyun düzeninde lig boyunca daha fazla gol atması lazım. Bunun için Tuncay'ı örnek alıp ceza sahasına daha fazla girmesi, ayrıca şutlarını düzeltmesi şart. Takımda bu kadar çok iyi şut atan oyuncu varken, onların yardımı ve ekstra çalışmalarla bunu sağlayabilir.

Alex, kafa toplarında bile vardı. Atılan gollerde hep rolü var. Uğur'a attırdığı golde, asisti ters ayağıyla yaptı ama %100 Futbol Programı'nda Güntekin Onay'ın da dediği gibi ters ayağı bile birçok oyuncunun normal zamanda kullandığından daha klas.

Emre'nin performansına da ayrıca yer açmak lazım. Halen en iyi zamanındaki Emre değil ama yine de FB orta sahasını yönetmeye başladı. Ayrıca oyunun her iki yönünde de var. Hırsı en üst seviyede.

Ve Lugano... Takımın ruhu. Eğer sezon sonu giderse FB için büyük kayıplar hanesine bir isim daha yazmak gerekecek. Bu arada Uruguaylı bu sezon ligdeki 6. golünü de attı.

Bütün bunlardan sonra, "FB niye bu durumda?" sorusu akla geliyor. Cevabı henüz bulunamadı!!! Deplasmanda bariz bir şekilde başarısız. Şu ana kadarki deplasman maçlarında sadece 10 gol atabilmiş, kazanma azmi hep en alt seviyede. Eğer haftaya Kayseri deplasmanında galip gelemezlerse, bu galibiyetin de hiçbir değeri kalmayacak.


Sivas'ı bu yıl ilk kez izleme olanağı buldum. Sezonun genelinde bu oyunu oynuyorlarsa, FB, GS, TS ve hatta BJK'a yazık oluyor. Taktik, M.Yıldız'a şişirilen uzun topları bu oyuncunun saklayıp takımı atağa kaldırılması üzerine kurulu gözüküyor ki normal şartlarda bu taktiğin uzun bir lig maratonunda tutmaması lazım ama bu da Turkcell Süper Lig! Orta saha oyuncularının, Musa Aydın da çıktıktan sonra, sadece rakibi bozmak için oynuyor görüntüsü vardı. Bu kadroyla lider olduğu için Bülent Uygun'u kutlamak lazım ama bu oyun büyük takımlarda teknik direktörlük yapabilmek için yeterli referans değil.

İlk yarı iki gol buldular ancak ikinci yarıda M.Yıldız'ın kafa vuruşu dışında pozisyonları yok. Yeni transfer Kamanan, eğer M.Yıldız'ın sezon sonu satılması planlanarak alındıysa gerçekten akıllıca bir transfer.

Son söz; özellikle ilk yarısıyla sezonun en zevkli maçlarından biriydi.

20 Şubat 2009 Cuma

Maradona-Mourinho Pazarlığı

Maradona, Genoa maçı sonrası Inter'in soyunma odasında. Malum en çok milli takım adayı oyuncusu orda; Samuel, Burdisso, Cambiasso, Javier Zanetti, Cruz, Crespo.

Fotoğrafta da Mourinho ile İbra pazarlığında herhalde: "Messi ile çift santrfor oynatırım. Hem çocuk İsveç milli takımında gözden ırak olmaktan da kurtulur. Damat mı? Sorun çıkarmaz, ben konuşurum". Mourinho yer mi, hınzır hınzır gülüyor !!!

17 Şubat 2009 Salı

Öksüz Kaldık


Aslı öksüz kaldı...

Volkan da...

Biz de...

Hepimiz öksüz kaldık. Maalesef biraz önce Gazanfer Özcan'ı kaybettik. (27.01.1931 - 17.02.2009)

16 Şubat 2009 Pazartesi

Milano Derbisi-III: Inter:2 - Milan:1

Milano derbisinde ev sahibi bu kez Inter’di, kazanan da o oldu: 2-1. (İlk yarıdaki maçı Milan 1-0 kazanmıştı).

Milan’da Kaka’nın yokluğu kadar Ancelotti’nin Pato’yu tek forvet oynatması da handikap yarattı. Zira Inzaghi oyuna girdikten sonra Pato gerilerden top alarak daha etkili oldu. Ne yazık ki Pipo’nun ofsayta düşme hastalığı ikinci golü bulmalarını engelledi.

İki takımın orta saha oyuncularına baktığınızda Milan daha ağır basar gibi görünüyor ama Gattuso ile Kaka’nın yokluğuna Pirlo’nun sakatlıktan yeni çıkmış olması da eklenince, Seedorf-Pirlo-Ambrosini-Beckham-Ronaldinho beşlisi, Stankovic-J.Zanetti-Cambiasso-Muntari dörtlüsü karşısında zayıf kaldı. Tabi ki buna Inter’in iki forveti Adriano ve İbra’nın etkili oyunu ve orta sahayı beşleyen Maicon’un performansı eklenince maç daha kolay hale geldi. Ama 2-0’dan sonra bir gol bulan Milan, Cesar her zamanki gibi formunda olmasa (ki Casillas, Buffon ve Van der Sar’la beraber dünya çapında ilk dörtte) beraberliği ve hatta galibiyeti bile alıp kaçabilirdi. Bu durumda lige de zevk gelirdi. Ancak Juve’nin Sampdoria beraberliğini de hesaba katarsak artık lig bitti gibi.


Inter’de Maicon sağ çizgide olağanüstü performans sergiliyor. Zaten milli takımda D.Alves’i kesiyor olması da bunun kanıtı. Tek eksiği içe katettiği zaman sol ayağıyla kaleye etkili şutlar atamaması. Buna karşın, bizde Gökhan Gönül’ün yaşadığının benzeri bir sıkıntıyı o da yaşıyor; rakipler genelde onun kanadından gelmeyi tercih ediyor. Nitekim Milan’ın golü de Ronaldinho ve Jankulovski’nin o kanattaki organizasyonu sonucu geldi.


Parantez açılması gereken bir diğer oyuncu da Kaladze. Ama iyi değil kötü performansıyla. Yıllardır Milan gibi bir takımda nasıl olup da kalabildiğine şaştığım oyuncudur. Bu maçta zirve yaptı. Adeta takımının Can Arat’ıydı. Özellikle ilk yarıdaki bir pozisyonda önünden geçen topa müdahale edemediği gibi, pozisyona giren Adriano’nun rüzgârıyla yere de kapaklanıverdi. Gerçi en azından Adriano’nun rüzgârıyla yıkılıyor; Can Arat Hacettepe’li İbrahim Şahin’inkiyle ayakta duramamıştı.


Lugano’yu İtalyan takımlarının izlediği söylentisi ne derece doğru bilmiyorum ama zirvenin üç ortağında da rahatlıkla ilk 11’de oynar. Üstüne üstlük İtalyan futbolunun sertliği nedeniyle oynadığından da daha fazla zevk alır.
FB Yönetimi önceleri sözleşmeleri bittikten sonra yenilemeye çalışıyordu (Tuncay, Aurelio). Şimdilerde sözleşmelerin son yılında çalışmalara başlayarak kendilerini geliştirdiklerini sanıyorlar ama yine de geç kalmış olabilirler.

10 Şubat 2009 Salı

Hazırlık Maçlarında Dünya Derbileri

Bu hafta hazırlık maçlarında Milli Takımlar arası derbi maçlar var:

10.02.2009 Salı, 21:45, Brezilya vs. İtalya - NTV Spor (Canlı)

11.02.2009 Çarşamba, 22:00, Fransa vs. Arjantin- NTV Spor (Canlı)

11.02.2009 Çarşamba, 23:00, İspanya vs. İngiltere - TRT (Canlı)

8 Şubat 2009 Pazar

Özlüyoruz

Adamlıklarını...

Diktaya karşı duruşlarını...

Ve futbol bilgilerini...

Liv Tyler


1 Şubat 2009 Pazar

Semih vs. Güiza

Fenerbahçe uzun zamandır tek forvet oynuyor ve her transfer döneminde en çok parayı da bu forvet oyuncusu için harcıyor. Kezman'ın bonservisine 8, Güiza'nınkineyse 14 milyon euro ödendi. Yıllık ücretleri de 3,5'ar miyon euro. Yedek forvet ise hep hazır; Semih Şentürk.

Geçtiğimiz yıl, en sonunda Semih biraz daha öne çıkmayı başardı ve sezonu da 17 golle gol kralı olarak kapadı. Sonrasında 2008 Avrupa Şampiyonası'nda yarı final oynayan milli takımın en golcü oyuncusu oldu.

Bu yıl ise Kezman'ın yerine La Liga'nın gol kralı Güiza geldi. Semih yine yedek. Şimdi gelin isterseniz temel santrfor özellikleri ile bu iki oyuncuyu karşılaştıralım:

- Gol Vuruşu: Güiza'nın BJK maçındaki golünü saymazsak, Semih daha iyi. Güiza tek ayağını kullanabilirken, Semih her iki ayağıyla da gol vuruşları yapabiliyor. Kafa toplarındaysa her ikisi de iyi olmamasına rağmen, Semih biraz daha iyi.

- Asist: Tekniğinin daha iyi olması itibariyle Semih bu alanda da daha üstün.

- Tek forvet oynayabilme: Bu alanda daha iyi olan kesinlikle Semih. Burda beklenti, uzun topları iyi kontrol edip saklayarak takımın ileri çıkması için fırsat yaratma, yanındaki oyunculara duvar olma, fiziksel olarak daha güçlü olarak markajcısını daha fazla meşgul etme vb.

- Adam geçme: Çalım atma konusunda maalesef ikisi de birbirinden zayıf.

- Hız: Güiza topsuzken Semih'den daha süratli, ancak top sürüp alan kat ederken ikisi de yavaş.
Bu temel özelliklerin yanısıra rakipleri tanıma, taraftar tarafından sevilme ve daha da önemlisi takımın ikinci forveti ve vazgeçilmez oyuncusu Alex'le uyumu da dikkate alırsak Semih'in daha fazla öne çıktığı muhakkak oluyor.

Çok önemli bir özelliği de hiçbir zaman küsmemesi, her zaman hazır olması ve tüm kapasitesini sahaya yansıtmaya çalışması. Geçtiğimiz günlerde Uğur Meleke, Semih'in özellikle de bu niteliğiyle sadece futbolcularca değil tüm gençlerce örnek alması gerektiğini söyledi; ki çok haklı.

Semih'in dünya çapında bir golcü olduğunu iddia edecek değilim ama Fenerbahçe'nin son yıllarda çuvalla para ödediği Kezman, Güiza ve Nobre de dahil olmak üzere tüm santrforlardan daha iyi bir oyuncu olduğu da kesin. Ayrıca altyapıdan gelmesi itibariyle de uzun zamandır özlenen sembol oyuncu olmaya da en büyük aday.

Kanımca FB takımda büyük fark yaratacak yıldız forvetleri getiremeyeceğine göre, bu pozisyona harcadığı paraları daha iyi orta saha oyuncuları almak için harcasa daha akıllı hareket etmiş olacak. Bu orta saha oyuncularının, Aurelio ve Tuncay'ın boşluklarını doldurmak için gerektiğini belirtmeye gerek var mı bilmiyorum!!!