20 Şubat 2009 Cuma

Maradona-Mourinho Pazarlığı

Maradona, Genoa maçı sonrası Inter'in soyunma odasında. Malum en çok milli takım adayı oyuncusu orda; Samuel, Burdisso, Cambiasso, Javier Zanetti, Cruz, Crespo.

Fotoğrafta da Mourinho ile İbra pazarlığında herhalde: "Messi ile çift santrfor oynatırım. Hem çocuk İsveç milli takımında gözden ırak olmaktan da kurtulur. Damat mı? Sorun çıkarmaz, ben konuşurum". Mourinho yer mi, hınzır hınzır gülüyor !!!

17 Şubat 2009 Salı

Öksüz Kaldık


Aslı öksüz kaldı...

Volkan da...

Biz de...

Hepimiz öksüz kaldık. Maalesef biraz önce Gazanfer Özcan'ı kaybettik. (27.01.1931 - 17.02.2009)

16 Şubat 2009 Pazartesi

Milano Derbisi-III: Inter:2 - Milan:1

Milano derbisinde ev sahibi bu kez Inter’di, kazanan da o oldu: 2-1. (İlk yarıdaki maçı Milan 1-0 kazanmıştı).

Milan’da Kaka’nın yokluğu kadar Ancelotti’nin Pato’yu tek forvet oynatması da handikap yarattı. Zira Inzaghi oyuna girdikten sonra Pato gerilerden top alarak daha etkili oldu. Ne yazık ki Pipo’nun ofsayta düşme hastalığı ikinci golü bulmalarını engelledi.

İki takımın orta saha oyuncularına baktığınızda Milan daha ağır basar gibi görünüyor ama Gattuso ile Kaka’nın yokluğuna Pirlo’nun sakatlıktan yeni çıkmış olması da eklenince, Seedorf-Pirlo-Ambrosini-Beckham-Ronaldinho beşlisi, Stankovic-J.Zanetti-Cambiasso-Muntari dörtlüsü karşısında zayıf kaldı. Tabi ki buna Inter’in iki forveti Adriano ve İbra’nın etkili oyunu ve orta sahayı beşleyen Maicon’un performansı eklenince maç daha kolay hale geldi. Ama 2-0’dan sonra bir gol bulan Milan, Cesar her zamanki gibi formunda olmasa (ki Casillas, Buffon ve Van der Sar’la beraber dünya çapında ilk dörtte) beraberliği ve hatta galibiyeti bile alıp kaçabilirdi. Bu durumda lige de zevk gelirdi. Ancak Juve’nin Sampdoria beraberliğini de hesaba katarsak artık lig bitti gibi.


Inter’de Maicon sağ çizgide olağanüstü performans sergiliyor. Zaten milli takımda D.Alves’i kesiyor olması da bunun kanıtı. Tek eksiği içe katettiği zaman sol ayağıyla kaleye etkili şutlar atamaması. Buna karşın, bizde Gökhan Gönül’ün yaşadığının benzeri bir sıkıntıyı o da yaşıyor; rakipler genelde onun kanadından gelmeyi tercih ediyor. Nitekim Milan’ın golü de Ronaldinho ve Jankulovski’nin o kanattaki organizasyonu sonucu geldi.


Parantez açılması gereken bir diğer oyuncu da Kaladze. Ama iyi değil kötü performansıyla. Yıllardır Milan gibi bir takımda nasıl olup da kalabildiğine şaştığım oyuncudur. Bu maçta zirve yaptı. Adeta takımının Can Arat’ıydı. Özellikle ilk yarıdaki bir pozisyonda önünden geçen topa müdahale edemediği gibi, pozisyona giren Adriano’nun rüzgârıyla yere de kapaklanıverdi. Gerçi en azından Adriano’nun rüzgârıyla yıkılıyor; Can Arat Hacettepe’li İbrahim Şahin’inkiyle ayakta duramamıştı.


Lugano’yu İtalyan takımlarının izlediği söylentisi ne derece doğru bilmiyorum ama zirvenin üç ortağında da rahatlıkla ilk 11’de oynar. Üstüne üstlük İtalyan futbolunun sertliği nedeniyle oynadığından da daha fazla zevk alır.
FB Yönetimi önceleri sözleşmeleri bittikten sonra yenilemeye çalışıyordu (Tuncay, Aurelio). Şimdilerde sözleşmelerin son yılında çalışmalara başlayarak kendilerini geliştirdiklerini sanıyorlar ama yine de geç kalmış olabilirler.

10 Şubat 2009 Salı

Hazırlık Maçlarında Dünya Derbileri

Bu hafta hazırlık maçlarında Milli Takımlar arası derbi maçlar var:

10.02.2009 Salı, 21:45, Brezilya vs. İtalya - NTV Spor (Canlı)

11.02.2009 Çarşamba, 22:00, Fransa vs. Arjantin- NTV Spor (Canlı)

11.02.2009 Çarşamba, 23:00, İspanya vs. İngiltere - TRT (Canlı)

8 Şubat 2009 Pazar

Özlüyoruz

Adamlıklarını...

Diktaya karşı duruşlarını...

Ve futbol bilgilerini...

Liv Tyler


1 Şubat 2009 Pazar

Semih vs. Güiza

Fenerbahçe uzun zamandır tek forvet oynuyor ve her transfer döneminde en çok parayı da bu forvet oyuncusu için harcıyor. Kezman'ın bonservisine 8, Güiza'nınkineyse 14 milyon euro ödendi. Yıllık ücretleri de 3,5'ar miyon euro. Yedek forvet ise hep hazır; Semih Şentürk.

Geçtiğimiz yıl, en sonunda Semih biraz daha öne çıkmayı başardı ve sezonu da 17 golle gol kralı olarak kapadı. Sonrasında 2008 Avrupa Şampiyonası'nda yarı final oynayan milli takımın en golcü oyuncusu oldu.

Bu yıl ise Kezman'ın yerine La Liga'nın gol kralı Güiza geldi. Semih yine yedek. Şimdi gelin isterseniz temel santrfor özellikleri ile bu iki oyuncuyu karşılaştıralım:

- Gol Vuruşu: Güiza'nın BJK maçındaki golünü saymazsak, Semih daha iyi. Güiza tek ayağını kullanabilirken, Semih her iki ayağıyla da gol vuruşları yapabiliyor. Kafa toplarındaysa her ikisi de iyi olmamasına rağmen, Semih biraz daha iyi.

- Asist: Tekniğinin daha iyi olması itibariyle Semih bu alanda da daha üstün.

- Tek forvet oynayabilme: Bu alanda daha iyi olan kesinlikle Semih. Burda beklenti, uzun topları iyi kontrol edip saklayarak takımın ileri çıkması için fırsat yaratma, yanındaki oyunculara duvar olma, fiziksel olarak daha güçlü olarak markajcısını daha fazla meşgul etme vb.

- Adam geçme: Çalım atma konusunda maalesef ikisi de birbirinden zayıf.

- Hız: Güiza topsuzken Semih'den daha süratli, ancak top sürüp alan kat ederken ikisi de yavaş.
Bu temel özelliklerin yanısıra rakipleri tanıma, taraftar tarafından sevilme ve daha da önemlisi takımın ikinci forveti ve vazgeçilmez oyuncusu Alex'le uyumu da dikkate alırsak Semih'in daha fazla öne çıktığı muhakkak oluyor.

Çok önemli bir özelliği de hiçbir zaman küsmemesi, her zaman hazır olması ve tüm kapasitesini sahaya yansıtmaya çalışması. Geçtiğimiz günlerde Uğur Meleke, Semih'in özellikle de bu niteliğiyle sadece futbolcularca değil tüm gençlerce örnek alması gerektiğini söyledi; ki çok haklı.

Semih'in dünya çapında bir golcü olduğunu iddia edecek değilim ama Fenerbahçe'nin son yıllarda çuvalla para ödediği Kezman, Güiza ve Nobre de dahil olmak üzere tüm santrforlardan daha iyi bir oyuncu olduğu da kesin. Ayrıca altyapıdan gelmesi itibariyle de uzun zamandır özlenen sembol oyuncu olmaya da en büyük aday.

Kanımca FB takımda büyük fark yaratacak yıldız forvetleri getiremeyeceğine göre, bu pozisyona harcadığı paraları daha iyi orta saha oyuncuları almak için harcasa daha akıllı hareket etmiş olacak. Bu orta saha oyuncularının, Aurelio ve Tuncay'ın boşluklarını doldurmak için gerektiğini belirtmeye gerek var mı bilmiyorum!!!

Rafa eres el número 1

Maalesef seyretme şansı bulamadığımız, 97. Avustralya Açık Tenis Turnuvası'nın 2009 yılı şampiyonu Rafael Nadal oldu: 3-2.

Nadal ilk kez finaline geldiği bu turnuvayı da kazanarak kariyerindeki 6. Grand Slam şampiyonluğunu elde ederken; Federer, Pete Sampras'ın 14 kezle elinde bulundurduğu en çok Grand Slam kazanan tenisçi unvanına ortak olma şansını yakalayamadı.


Pete Sampras'tan sonra yeni kahramanımız olarak cool Roger Federer'i belirlemiştik. (237 hafta aralıksız olarak 1 numara olmayı başaran Roger efsane olmuştu). Venus ve Serena Williams kardeşler dışında hiçbir tenisçide dikkat çekmeyen kas yığını ise Rafael Nadal'la karşımıza çıktı ve hiç sempatik gelmedi. Sonrasında Rafa, Roger'in en büyük rakibi oldu ama çok yetersizdi. Toprak kort dışında Federer tekniği ile çok rahat kazanıyordu.

Ama geçen yıldan bu yana Nadal 1 numara. Hem toprak, hem çim, hem de sert kortta Federer'i büyük üstünlük kurarak yenip zirveye çıkan Nadal artık daha sempatik geliyor. (Oynadıkları 19 karşılaşmanın 13'ünü Nadal kazandı).

Yine de Federer'in bu yıl toparlanacağını ve daha zevkli finaller izleyeceğimizi umuyorduk. Final, sanırım gerçekten de beklediğimiz gibi, son seti haricinde çekişmeli geçti. (Setler: 7-5, 3-6, 7-6, 3-6, 6-2).


TRT eskiden tenis turnuvalarını yayınlardı. Sonra bir ara CNN Türk yayınlamaya başladı ama eğer ben birşeyleri kaçırmıyorsam şu anda tenis turnuvası yayınlayan ulusal bir kanal yok. Çok yazık!

TRT'yi son yıllarda zaten pek seyretmiyorduk, artık hiç nedenimiz kalmadı. Hatta vergilerimizle (iktidar yanlısı) bir devlet televizyonunun finanse edilmesi sinir bozucu olmaya başladı.

Leyenda Viva

Efsane Yaşıyor... Raúl González Blanco... Oğluna da isim babalığı yapan Jorge Valdano onu, 1992 yılında genç takımına transfer olduğu, Real Madrid'in A takımına aldığında tarih 29 Ekim 1994'tü ve O henüz 17 yaşındaydı (Doğum tarihi 27 Haziran 1977).


1999'da evlendiği model eşi Mamen Sanz ile

O günden bu yana, her sezon yeni yıldızlar transfer eden takımında her zaman yer buldu ve birçok başarıda başrole soyundu. Zamorano, Suker, Mijatovic, Ronaldo, Morientes, Van Nistelrooy ve daha birçok yıldız forvetle beraber oynadı ve yerini hiçbir zaman kaybetmedi. Bu da onun gerek Real Madrid'in, gerek La Liga'nın, gerekse Şampiyonlar Ligi'nin rekorlarına koşmasına yetti de arttı bile.


Attığı gollerden sonra tribünlere koşarken yüzüğünü öpmek en çok ona yakışıyor.

Kulübünün kazandığı 31 La Liga Şampiyonluğu'nun 6'sında, 3 Intercontinental Kupa'nın 2'sinde, 3 Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu'nda, 3 İspanya Süper Kupası'nda, 1 Avrupa Süper Kupası'nda onun adı var.
Şampiyonlar Ligi tarihinin en golcü oyuncusu unvanı da onda.

Ve dün Numancia maçında attığı golle, 306 gollü Di Stefano'yu geçerek Real Madrid tarihinin en golcü oyuncusu olma onuruna da tek başına sahip oldu. Di Stefano'nun lig maçlarındaki 216 gollük rekorunu geçmesine de sadece 3 gol kaldı (502 lig maçında 214 gol).

30'lu yaşlardakiler, birçok futbolseverin ilâhı olan Raul'ün tüm kariyerini izleme şansına sahip oldular. Sol ayağıyla yaptığı aşırtma gol vuruşları hepimizin hafızasında.

Ve son olarak, bu satırların yazarının FB'nin hocası Aragones'e İspanya'yı Avrupa Şampiyonu yapmasına rağmen tereddütle bakmasına ve yetenekleri inkâr edilemeyecek David Villa'ya (Aragones'in milli takıma onun yerine tercih etmesiyle) bir türlü ısınamamasına sebep olan da O.
Evet O yaşayan bir efsane...